Writen by
birhabersin
Pazar, Ocak 20, 2013
-
0
Comments
BU BİR İTİRAF YAZISIDIR
Eskişehir ‘e 2008 yılında ilk olarak üniversiteye kayıt olmak için geldim. Tabii gelmeden önce birçok araştırma yaptım. Bulduğum veriler daha çok öğrenci şehri, halkın samimiyeti ve benzeri konular üzerineydi. 2008 yılından bu yana şehrin birçok yerini gezdim dolaştım. İstanbul’dan gelmem nedeni ile beni hayretlere uğratan ve karşısında ‘’ vay be ’’ diyebileceğim bir şehir değildi. Zaman akıp gidiyor dur demek olmaz, elbette bizde büyüdük daha olgun olduk. Daha fazla okuduk, daha fazla gezdik, daha fazla anlamaya çalıştık. Okulun sağladığı fırsatla yurtdışına gittim. Biraz daha fazla açık denizlerde kulaç atmaya başladık. Avrupa macerası başlamış oldu. Zamanımı daha çok şehir gezileri ve tarih üzerine ayırdım. Biraz hüzünlü, biraz şaşkın geçiyordu gezilerim. Çünkü ortada çok iyi korunmuş bir tarih ve çok iyi geliştirilmiş bir müze anlayışı vardı. Bu beni şaşıran kısımdı. Peki; neden üzüldüm dersiniz; çünkü bize Türklere ait olan sadece savaş ve silah malzemeleri idi. Evet yalnızca bu. Ne bir tablo ne de bir heykel. Ayrıca Anadolu topraklarında var olmuş birçok uygarlığın eserleri Avrupa’daki müzelerde sergileniyordu. Ne garip değil mi? Kendi ülke topraklarında yaşamış bir uygarlığın eserlerini başka bir ülkede görmek.
Her neyse konuyu fazla dağıtmadan konumuza gelelim. Anlattığım bu olumsuz tarih ve müze anlayışının artık tersine dönmüş kanısındayım; Çünkü bir gün bir ödev yaptım hayatım değişti. Aynen böyle. Ödev konum olarak Eskişehir’deki birkaç müzeyi dolaşmam gerekiyordu. Dikkat edin birkaç, yani müze şehrinden bahsediyorum. Bunlar: Kent Belleği Müzesi, Cam Sanatları Müzesi ve Karikatür Müzesi. Farkındayım biraz çok yazdım. Müzeleri anlatmaya başlasam iyi olur.Kent Belleği Müzesi
Eskişehir’in hakkında her şey demek. Müzeyi gezdiğinizde Eskişehir’in geçmişinden günümüze yolculuğuna sahip oluyorsunuz. Ayrıca müze belirli bölümlere ayrılmış ve istediğiniz kategoride bilgi sahibi olabiliyorsunuz. Bunlar; Tarih, Ekonomi, Spor vb. Toplam dokuz tema ve doksan yedi röportajdan oluşan sözlü tarih arşivine sahip.
Müzeye farklı şehirlerden bir çok insan geliyor. En çok görsel materyaller dikkatlerini çekiyor.
Müzede gözüme en çok Yılmaz Büyükerşen'in fotoğrafları çarptı. Aslında müze bir yandan da Büyükerşen'in de hayatını anlatıyor gibi..
Başarı hazırlığı sever. Eskişehir'deki bu müzelerin başarısı çok yakındır. Yapılan hazırlıklar ve müzecilik anlayışı çok harika.
Size güler yüzlü ve hoş bir kadın bir şeyler anlatıyorsa onu iyi dinleyin; Çünkü anlatacak çok şeyi var.
Çocuklarınız unutulmamış elbet. Çocukların oyun oynayabileceği bir oyun alanı mevcut.
Sonuç olarak müze ile ilgili görüşlerinizi yazabilir. İstek ve temenniler de bulunabilirsiniz.
Cam Sanatları Müzesi
Bu müze benim için gerçekten çok farklı; Çünkü müzeciliğin sadece Tarih ve Antika anlayışından çıkıp farklı bir boyut kazanmasını sağlıyor.
Eskiye dair pek bir şey yok. Sergilenen objeler yeni ama hepsinin kendini anlatan bir yapısı var.
Benim en çok dikkatimi çeken Hz. İsa’nın silüeti; çünkü bir Müslüman ülkede başka bir dine ait peygamberin silüetinin sergilenmesi farklılıklara bakış açımızı ve modernleşme anlamında ne kadar yol alındığının bir göstergesi. Silüetin parçalanmış bir cam üzerine çizilmesi ise daha hüzünlü bir anlam katıyor.
Bu müzede yerli ve yabancı cam sanatçılarının Eskişehir’de düzenlenen yarışmalardan başarı almış eserler sergileniyor. Müze Kent Belleği Müzesi ile aynı binada yer alması nedeni ile ‘’ bir taşla iki kuş vurma ‘’ ata sözünü anlatıyor.
Karikatür Müzesi
Nasreddin Hoca’yı pek bilmem beğeniyorum da diyorsanız bu müze size göre değil. Nasreddin Hoca’nın eşeğine ters binme hikayesinden yola çıkılarak açılmış bir müze diye düşünüyorum; çünkü karikatürlerin çoğu bu hikayeden yola çıkılarak çizilmiş.Diğer müzeler gibi bu da Odunpazarı ilçesinde yer almaktadır. Müze 2004 yılında Anadolu Üniversitesi desteğiyle açılmış.
Bu müzenin farklı yani ise bizim mizah anlayışımızın farklı sanatçılar tarafından nasıl algılandığının ve onlar tarafından nasıl karikatürize edileceğinin iyi bir örneği. Nasreddin Hoca’yı her yerde görmek mümkün. Bir Amerika’lıya göre uzaya giden ilk Türk, bir ingilize göre Robin Hood tabii hepsini yaparken de eşeğine ters binme işini aksatmadan.
Eğleneceğiniz ve mizahın doruğa ulaştığı bir yer karikatür müzesi.
Müzeyi gezdikten sonra akşam eve gittiğiniz de arkadaşlarınıza veya ailenize ;
-Bugün müzeyi gittim. Gülmekten ölmek üzereydim. Çok komikti.
Diyebileceğiniz bir yer diyebilirim.
Sonuç olarak ben de gezerken hayran kaldığım bu müzelere. Gerek müzecilik anlayışı bakımından, gerek halka müzeleri sevdirme bakımından ve en önemlisi Kültürel kimlik ve modernleşme bakımından gerçekten çok büyük işler başardığını düşünüyorum. İsmini hatırlayamadığım bir şairin dizesi geliyor aklıma
‘’ Yalnızca senin ülkende açmaz kır çiçekleri. Bizim diyarımızda da bin bir baharı saklar ’’
Hiç yorum yok
Yorum Gönder