Son Haberler

Dropdown Menu

.

13 Aralık 2014 Cumartesi

Futbolun kara lekesi ırkçılık

Türkiye’de, özellikle futbolda ırkçılık olmadığını söylemek ve olanların normal olduğunu iddia hoş bir iyimserlik değil, ırkçılığı övme ve yüceltme çabası olarak görülmeli. Futbol bir eğlence olduğu insanlara kabul ettirilmeli ve kulüp yöneticileri bu konuda elinin taşın altına koymalıdır. İşte Türkiye futbolunda yaşanan ırkçı olaylar ve göz yumduğumuz yanlışlarımız.

Galatasaray teknik direktörü Fatih Terim'in İstanbulspor maçından sonra rakip takımın antrenörü Saffet Susic'e yönelik olarak ‘‘Benim ülkemde hele bir Sırp bana hiç böyle laf edemez’’ ve Fenerbahçe iki Yugoslav oyuncu Lazetic ve Mirkovic'i kadrosuna dâhil edince bazı spor yazarlarının ‘‘bu Sırpların burada işi ne?’’ demesini de unutmamak gerek. Siyahi oyuncularla ilgili çoğumuzun hatırlayabileceği ilk vukuat ise Trabzonspor'un eski başkanı Mehmet Ali Yılmaz'ın yine 1998-1999 sezonunda Trabzonspor'un futbolcusu olan İngiltereli siyahi oyuncu Kevin Campbell için "bizim yamyamı gol makinesi diye aldık çamaşır makinesi çıktı" demesi... Aslında Mehmet Ali Yılmaz, siyah ten rengine sahip insanlarla ilgili olarak bu ülkedeki ortalama algının ne olduğunu o zamanlar net bir şekilde ortaya koymuştu ama tabi ki o açıklamada bir şekilde geçiştirildi ve kimse ceza almadan üzeri kapatıldı. Kevin Campbell ise takımdan ve Türkiye’den ayrıldı.


Konumuz spor ve hatta futbol olduğu için esas olarak bu alandaki ırkçı ve milliyetçi örnekleri değerlendirmek lazım. Hepimizin bildiği en belirgin örnek, Diyarbakırspor Kulübünün yaşadıkları. Türkiye'nin batısında gittiği her ilde milliyetçi sloganlarla karşılanması ve saldırıya uğraması. Kürtlerin kamusal alanda ten renkleri (esmerlik) ve dilleri (Kürtçe) nedeniyle aşağılanmaları rastladık. Aynısını futbolda da yaşadık. Toplum siyahi bir oyuncuya gösterilen tepkinin aynısını bu konuda esirgedi. Nedeni ise çok basit, yaşananları bir sorun olarak görmedi. Buda yapılan ırkçılığa göz yumduğumuzun bir örneğidir. Sorun aslında tamamen Diyarbakırspor sadece Türkler'e göre düşman değil, aynı zamanda Kürtler'e göre de düşmandı; çünkü bölgede bir zamanlar halkı futbolla uyutmanın bir aracı olarak kullanma çabası nedeniyle devletin takımı olarak anılmıştı. Türkiye'de ırkçılık sadece dil, din, ırk değil aynı zamanda politik olarak da yapıldığının en iyi örneğidir Diyarbakırspor. Nitekim Diyarbakırspor, sahaya çıkan kadrosunda neredeyse hiç Kürt futbolcu olmamasına rağmen batıda saldırıya uğramıştır.

Emre Belözoğlu ırkçılık simgesi haline geldi

Sicili zaten bozuk olan ve hatta bu konuda İngiltere'de futbol oynadığı dönemde mahkemelik olan Fenerbahçeli Emre Belözoğlu'nun, Trabzonspor'un Fildişi Sahilleri'nden olan oyuncusu Didier Zokora'ya sarf ettiği ve canlı yayında, yayıncı kuruluşun maç sonrası programına bağlanarak söylediğini kabul ettiği ırkçı sözlerden sonra televizyonlarda, gazetelerde ve zamanımızın anlık kamuoyu barometresi olarak nitelendirebileceğimiz sosyal medyada büyük bir dalgalanma yaşandı. Televizyonlarda milliyetçi ve cinsiyetçi hezeyanlarına sıkça rastladığımız Erman Toroğlu, Ahmet Çakar ve Rıdvan Dilmen'e varıncaya kadar neredeyse tüm futbol yorumcuları Emre’nin önceki vukuatlarını da sayıp döktükten sonra olayı kınayarak federasyonun hızla ve en ağır biçimde cezalandırması gerektiğini söylediler. Elbette bunu, Türkiye'de aslında ırkçılık olmadığını ve Emre'nin zaten sicili bozuk bir oyuncu olduğunu belirterek yaptılar. Zira Türkiye'de ırkçılık olmadığına dair bu şehir efsanesi bir hayli yaygın.

Sadece taraftar değil, yöneticiler de ırkçılık yapıyor


















Politik olaylar futbola yansıyor

İsrail-Filistin sorununun gündemde büyük yer kapladığı 2002 yılında İstanbul'da ve Konya'da düzenlenen gösterilerde, Fenerbahçe'nin İsrailli futbolcusu Haim Revivo'ya yönelik ‘‘Hitler şimdi seni daha iyi anlıyorum’’ sloganları atılmıştı. Yine yakın zamanda Sivasspor’un oyuncusu Balili için de benzer nitelemeler rakip takım oyuncuları ve taraftarlarından dile getirilmişti.Canımızı acıtan bir başka örnek de Hrant Dink’i vuran Ogün Samast’ın, suikast sırasında taktığı beyaz berenin bir simge haline gelerek Trabzonspor tribünlerinde sıklıkla toplu biçimde kullanılması.
Yakın tarihimizin bir başka utanç verici olayı da 2008 yılındaki İsviçre-Türkiye maçında yaşanmıştı. Neredeyse bir bütün olarak Türk Milli Futbol takımı oyuncuları ve antrenörlerinin İsviçreli oyuncuları sahadan tekme tokat kovaladığı görüntüler (en azından bizim) hafızamızdan silinmiş değil. Maçtan sonra olayın kahramanlarından Emre Belözoğlu’nun yaptığı açıklama ise şöyleydi: "Türkiye üzerinde oynanan çok oyun var. Herkesin birbirine destek olması gereken bir zaman yaşıyoruz. Soyunma odası koridorlarında yaşananların maçın stresinden kaynaklandı." Tabi ki Emre'yi bu artık standart hale gelen “maç stresi” açıklaması kurtaramadı ve FİFA tarafından 4 maç men cezası aldı. Yine her Yunanistan Mili Futbol veya herhangi bir Yunanistan futbol takımı geldiğinde sürekli olarak yapılan "1453" temalı hatırlatmalar, açılan Kuzey Kıbrıs bayrakları artık gözümüze sokula sokula alıştığımız atraksiyonlar arasında yer alıyor.




Milli takım maçlarında da ırkçılık yaşandı




tedbirinin uygulanıp uygulanmayacağı gösterecek.

Bütün bu örneklerden sonra kalkıp da genelde Türkiye’nin “ileri demokrasi”sinin futbolda ırkçılıkla mücadelede ne aşamada olduğunu ise Türkiye Futbol Federasyonu’nun disiplin talimatındaki “Ayrımcılık” başlıklı 44. Maddesinde yer alan;

1) Irk, dil, din, etnik köken ayrımcılığı yaparak insanlık onurunu herhangi bir şekilde zedeleyen

a) Futbolculara dört ila sekiz müsabakadan men cezası

« PREV
NEXT »

Hiç yorum yok

Yorum Gönder