Son Haberler

Dropdown Menu

.

3 Eylül 2015 Perşembe

Çöpte Dostoyevski

 Oktay Çetinkaya, tamamlayamadığı öğrenim hayatından yıllar sonra ilk defa, kâğıt çöpleri arasında bulup ayırdığı bir kitabı okudu. Suç ve Ceza/ Dostoyevski. Dostoyevs'kiyi okuması hayatını değiştirdi. İlk önce okuduğu kitaplarla bir sahaf dükkanı açtı. Daha sonra yönetmen Enis Rıza ile tanışınca hikayesi belgesele çekildi. Şimdi ise her alanda geri dönüşüm olması için çalışıyor.


Oktay Çetinkaya 4 çocuklu Adana'lı bir ailenin en küçük oğludur. Küçük yaşta babası evi terk ettiği için hayata erken atıldı. İlkokul öğrenimini tamamlamadan, önce bir kaportacıda sonra kağıtçılık işine başladı. 1990'lı yıllarda Adana'ya yaşanan yoğun göç onu da etkilemiş ve İstanbul'a büyük umutlarla gelmiştir. İstanbul'da da kağıt işine girer. İstanbul'da sokak çocukları için açılan bir atölyeye başlayınca hayatı değişmeye başlar. Atölyede birçok üniversite öğrencisi ile tanışır. Atölye kapandıktan sonra bir kağıt deposu açar ve topladığı kitapları biriktirmeye başlar. Bir gün topladığı kitapların içinde ne olduğunu merak etmesi hayatını büsbütün değiştirdi. Suç ve Ceza/Dostoyevski'yi okumasıyla kitaplarla olan uzun yolculuğu başlamış oldu. İlk olarak seyyar bir tezgah ile yaptığı kitap satışı şimdi ise Beyoğlu'nda ''Lamelif'' kitap evi. Bu kadarla da sınırlı kalmadı. Yönetmen Enis Rıza ile tanışınca da hayatı belgesele çekildi.

Neden kağıtçılık mesleği ? Size kağıtçılıkta cazip gelen neydi?

Ben 4 kardeşin en küçüğüyüm. İlkokula başladığım yıl babam evden ayrıldı. Küçük yaşta hayata atılmak zorunda kaldım. İlkokul yıllarım çok sıkıntılı geçti. Hayatımın en sıkıcı yıllarıydı. Hem okula gitmek, hem de çalışmak çocuk için ağır bir iş. O zaman okul bana çekici değil, aksine sıkıcı geliyordu. İlkokulu bitirdikten sonra, kaportacıda çalıştım. Sabah erkenden gecenin bir yarısına kadar çalışıyorduk. Sokakta oynamak istiyordum, vakit geçirmek istiyordum ama işim bana hep engeldi. Bir sene çalıştım ve ayrıldım. Daha sonra inşaatta çalıştım. Sonra kağıtçılığa başladım. Ben işe giderken sokakta kağıt toplayan insanlar görüyordum. Onlara özeniyordum; çünkü kendilerine çalışıyorlar ve rahatlar. Başında patronları yok. Bu nedenle etkileyici geliyordu. Böyle günümüz tabiri ile çok rahat bir iş gibi geliyordu. Kağıt toplamaya başladım ve hoşuma gitti. 12 yaşımdan 18 yaşıma kadar Adana'da bu işi yaptım. Daha sonra İstanbul hikayem başladı.

Kağıtçılık mesleğinin hiç zor yanı yok mu?
Adana'da hep bu işi çocuklar yapıyordu. Yetişkinler yapmıyordu. Annem, abim ve kardeşlerim rahatsız olmasın diye başka semtlerde kağıt topluyorduk. O nedenle kendi mahallemizde değil, uzakta yapardık. Burada zor yanı ortaya çıkıyor; çünkü hırsız olarak görülürdük. Nereden ve ne için geldiğiniz belli değildi. Hep gençler yaptığı için pek kız arkadaşınız da olmazdı. Bu da bir genç için zor bir yanıydı. Ayrıca yaş ilerleyince çevreye ve etrafındaki insanlara dikkat ediyorsun. Utangaçlık başlıyor. Ama etrafındaki insanların verdiği duygu böyle onlar utansın biz değil.

Çocukluğunuzda sizi kitap okumaya yöneltecek unsurlar var mıydı?

Böyle unsurlar yoktu. Hayatım boyunca evde hiç kitap olmadı. 20 yaşıma kadar hiç kitap okumadım. Evde anne veya baba kitap okursa, çocuk da kitap okur. Evde kitap okunmuyordu. O yüzden okumadık. Alan da yoktu, hediye eden de yoktu. Ekonomik kaygılar her şeyden öndeydi. Hayatımızı idame etmek için çabalıyorduk.

Adana'dan İstanbul'a geliş amacınız neydi?

İnsan belli bir yaşa geldiği zaman ihtiyaçları artıyor. Yeni bir arayış içerisine giriyor. Birkaç arkadaş ile birlikte İstanbul'a gelmeye karar verdik. 1990'daki Irak Savaş'ı ve Kürt sorunu Adana'ya göçü arttırmıştı. Kağıt toplayıcısı çoğalmıştı, çok insan gelmişti ve pek kazanç olmuyordu. İstanbul daha büyük bir şehir daha fazla kazanırız dedik. Çöp daha kıymetli ve değerli, onun için 1994'de Deniz adlı bir arkadaşımla İstanbul'a geldim. 1994'ten 2000 yılına kadar İstanbul'da çöpçülük yaptım.

Hayatınızı değiştiren olay nedir?

Taksim, Beyoğlu ve Tophane, buralarda kağıt toplardık. Beyoğlu'nda Ara Kafe'nin olduğu sokakta tinerciler birikirdi. Akşam ateş yakarlardı. Ben de ısınmak için soğuk havalarda yanlarına giderdim. Tinercilerle tanıştım ve onlarla arkadaşlığımız başladı. Tarlabaşı'nda sokak çocuklarının eğitim alabileceği bir atölye açılmıştı. Bazıları burada eğitim alıyordu. El sanatları, Resim, Spor gibi alanlarda sokak çocuklarının sosyalleşebileceği bir yer. Daha sonra atölyeye başladım. Bu dönemde arada bir kağıtçılık yapıyordum ama zamanımın çoğu atölyede geçiyordu. Sonra üniversite öğrencileriyle tanıştım. Onlarda atölyede ders veriyorlardı ve bize yardımcı oluyorlardı. Bana ilk olarak orada Yaşar Kemal'in Teneke adlı romanı hediye edilmişti. Fakat okumadım bir kenara attım. Sonraki yıllarda atölye kapandı. Ben de tekrar sokaklara dönmek yerine bir kağıt deposu açmaya karar verdim; çünkü çevrem genişlemişti. Artık bu işi yapmak hoşnut olmazdı. Bugüne gelmemde kağıt deposu açmamın büyük etkisi var. Hayatıma değiştiren olaylar buradan itibaren başladı.

''Sahaflığa ticari kaygı ile başladım''

Sahaflığa başlamanın nedeni kitaplara olan merakın mıydı? 


Atölyede tanıştığım insanlarla ilişkim devam etti. Bir kağıt deposu açtım Tophane'de 1999 yılında. Arkadaşlar topladığı kağıtlarını bana satıyorlardı. Bu arada sahafçılar gelip gidiyordu. İkinci el kitap olup olmadığını, olursa da para ile alacaklarını söylüyorlardı. Daha sonra kitapları hurdadan ayırmaya başladım. Birkaç kitap biriktirdim. Gelen sahaflara bu biriktirdiğim kitapları sattım. O ara birkaç tane de kitap okumaya başladım . Klasikleri falan duymaya başlıyorsun ilk olarak. Don Kişot'u para ile satın aldım. Don Kişot'u okudum. Sonra Dostoyevs'kiyi çöpten bulup okudum. Sonra bir daha elimden hiç kitap düşmedi. Benim de bu işi yapabileceğim fikri doğdu. İlk olarak Kadıköy'de 2002 yılında bir seyyar tezgah açtım. Daha sonra Beyoğlu Aslıhan Sahafçılar Çarşısı'nda, 2003 yılının Ocak ayında ilk sahaf dükkanımı açtım. Şimdi Beyoğlu Büyükparmakkapı'da ''Lamelif'' dükkanımı işletiyorum.

Kendi hayat hikayenizi nasıl buluyorsunuz?


Her insan hayatımı yazsam film olur diyor. Kendi hikayem bana inanılmaz gelmiyor. Çok daha kötü yerlerden çok iyi yerlere gelmiş insanlar tanıdım. Belki inanılmaz olan kitaplardır yada kitap gibi yaşayan insanlar.

Geri dönüşüm benim için her şey sahaflığın, Kağıtçılıktan daha iyi bir meslek olduğunu düşünüyor musun?

Kağıtçılığın çok faydalı bir iş olduğunu biliyordum; çünkü geri dönüşümle uğraşıyordum. Para kazanmanın yanında, ayrıca ülke ekonomisine yardımcı oluyorsun. Ama kağıtçıların çoğuyla konuştuğumda görüyordum ki, onlar çok daha iyi bir iş edinip toplumda yer almak istiyorlardı. Benim kafamda kesinlikle böyle bir şey olmadı. Kağıtçılıktan kurtulmak, aklımın ucundan bile geçmedi. Sahaflık yapmaya başladıktan sonra da hâlâ çöplere dönüp bakıyorum. Açıkçası unutmuş değilim. Plastik ya da karton gördüğümde istiyorum ki çöpe gitmesin, geri dönüşüme kazandırılsın. Kağıtçılığa duyduğum heyecanı sahaflığa hiçbir zaman duymadım. Ben bu mesleğe ticari kaygıyla başladım. Ama giderek sevdim. Bu da sonuçta bir geri dönüşüm işi. Kitapları kurtarıyorsunuz.

Yönetmen Eniz Rıza ile nasıl tanıştınız?

Ben Aslıhan'daki sahaflar çarsısındayken, Eniz Rıza sokak çocukları ile ilgili başka bir proje çekiyordu. Ben de oraya bir röportaj verdim. Bir zaman sonra yine röportaj verdim. Sana film yapalım dediler. Filme başladık, kameraman arkadaşım oldu. Sonra Kültür Bakanlığı'ndan destek aldı. İlk önce kısa bir film düşünülüyordu fakat sonra 100 dakikalık bir film oldu. Bazı festivallerden ödüller de aldı. Boston'da 2011 yılında Türk Filmleri Festivali'nde en iyi belgesel. Yunanistan'da da bir festivalde en iyi belgesel seçildi. Film sürekli gösteriliyor. 1999 yılında bitti. 6 yıl sürdü çekimleri. Neden 6 yıl sürdü derseniz. Yetiştirilmesi gereken bir proje değildi.

Türk edebiyatını beğeniyor musunuz?

Türk edebiyatının açıkçası pek okumuyorum; çünkü taklitçiliğin çok olduğunu düşünüyorum. Türk edebiyatı genelde Avrupa edebiyatının uyarlaması gibi geliyor. Türkiye'de şu yazar çok iyidir diyebileceğim bir yazar yok. Ama bizim de şiirimiz çok güzel divan edebiyatından dolayı. Şiir alanında çok iyi şairlerimiz var. Özellikle Cemal Süreyya, Ahmet Haşim ve Dünya çapında tanınan Nazım Hikmet.

Okuyan insan sana ne anlam ifade ediyor?


Okuyan insan, toplumda biraz daha aydınlanmış insandır. Diğer insanlara göre faklıdır. Ama okuyup da cahil kalan çok fazla insan olduğunu görüyorum. Dünyadaki politikacıların hepsi okumuş insanlar. Atom bombasını, nükleer silahları yapan insanlar da okumuş insanlar. Dünyadaki patronlar, bankaların sahipleri, sigorta şirketleri, silah fabrikalarının sahiplerinin hepsi okumuş insanlar. Dünyadaki bütün kapitalistler okumuştur. Kitap okumak insanların hayattaki duruşunu çok fazla değiştirmiyor. Kendini, dünyayı sorgulamadığı ve eleştirmediği sürece kitap okumanın bir manası yok. O nedenle: insan cahil kalmaya başlıyor. Aslında bu insanlar kendini düşündüğü için kitap okuyor. O kendini eğitme güdüsü, toplumun içinde, sistemin içinde bir yere varma güdüsüyle okuyor. Sonuç olarak okumuş fakat cahil kalmış.

« PREV
NEXT »

2 yorum

  1. Belgeselini izlemiştim gerçekten çok ilgi çekiciydi.

    YanıtlaSil
  2. Elinize sağlık güz<el olmuş

    YanıtlaSil