Writen by
birhabersin
Salı, Ağustos 25, 2015
-
1
Comments
Taksi
şoförü Şevket Şahintaş, geceleri çıktığı
takside İstanbul'un
arka sokaklarında dolaşırken gördüğü çaresiz insanların
fotoğraflarını çekerek onların sesini duyurmaya çalışıyor.
Çektiği
bu fotoğraflar Şahintaş'ı Türkiye'de ve Dünya'da tanınan bir
fotoğrafçı haline getirdi.
Şevket Şahintaş, 1966 yılında İstanbul’da doğdu. 1988 yılından beri taksi şoförlüğü yapıyor. 2004 yılında, gece çalıştığı bir dönemde, sokakta yaşayan insanların üşüyerek uyumaya çalıştıklarını gördü ve seslerini duyurabilmek, onlar adına bir şeyler yapabilmek için bir fotoğraf makinesi alarak çekmeye başladı. Altı yıl süren bu çekimler sırasında, sokakta yaşayan evsiz insanların dışında, İstanbul’un gece yüzündeki diğer insanlar da objektifine takıldı. Uyuşturucu kullananlar, çöp toplayıcıları, travestiler, hayat kadınları, kısacası gece yaşam mücadelesi veren insanlar artık onun fotoğraf karelerini oluşturuyordu. İstanbul’un gece yaşantısını yansıtan bu çalışma, Türk fotoğraf tarihinde bir ilk oldu ve dünyadan da büyük ilgi gördü. Yurtdışındaki çeşitli sergi ve röportajlardan sonra ‘Gecenin öteki yüzü’ Şevket Şahintaş’ın Türkiyedeki ilk sergisidir. Şahintaş, fotoğraf çekmeye başladığı daha ilk yıllarda, St. Petersburg’da “Çağdaş Türk Fotoğrafçıları” adlı etkinlikte Türkiye’yi temsil etti. Fotoğrafları üniversite arşivlerine giren sanatçı son yapılan Wikipedia istatistiklerine göre Türkiye’de en çok aranan dört fotoğrafçıdan biridir.
Fotoğrafçılığa nasıl başladınız?
Kendi
taksim
ile 20
yıldır taksicilik yapıyorum. 2004 yılında
geceleri taksicilik yapmaktaydım.
Aslına
bakarsanız
gece
taksiye çıkmıyordum. Fakat
diğer işlerimde iflas
edince, gece
çıkmak zorunda kaldım. Sokaklarda
üşüyerek uyumaya çalışan insanları
gördüm ve
çok etkilendim. Onlara
yardım etmek
ve seslerini
duyurabilmek ve hayatını
insanlara
gösterebilmek için
fotoğraf ile tanıştım. Bir
şiir kitabı yazıp bu insanları anlatamam, öyle bir yeteneğim
yok. Roman hiç denemediğim bir şey. Aklıma fotoğraf geldi. Bir
gazetede ya da dergide bu insanların fotoğraflarını görüyordum
ama hiç ses getirmiyordu, kimse harekete geçmiyordu. Ben ne
yapabilirim diye düşündüm. Fotoğraf makinesiyle bir tuğla gibi
üst üste koyabilirim bunları, insanlar artık kaçamaz. Bu
fotoğrafları çekerken şunu gördüm: Geceler göründüğünden
daha karanlık, kışlar hissedilenden daha soğuk, sokaklar
bilinenden daha tehlikeli, sokakta yatanlar herkesten daha çaresiz.
Gün yerini geceye bıraktığında şehir artık onlarındır. 6
yıl boyunca
fotoğraf çektim.
Amacım,
sokaklarda
yaşayan insanların gece yaşamlarını belgelemek ve
seslerini duyurabilmek.
Nasıl
tanınmaya başladınız?
İlk
önce ODTÜ
mezunlar derneği fotoğraf
gösterimi ve söyleşi istedi benden.Bu
söyleşiden sonra tanınmaya başladım. Talepler
gelmeye başladı. Tüm
ulusal gazetelerde tam sayfa röportajlar yayınlandı. Sonra
yabancı
uluslararası basının ilgisini çekti çalışmalarım. Ilk Der
Spiegel
dergisinde
tam
sayfa röportajım yayınlandı. Cnn
İnternational benimle
röporatj yaptı. Tabii
bu ropörtaj
Cnn’de
bir gün boyunca her saat başı 3 dakikalık
video halinde gösterildi. Yönetmen
Erdem Murat Çelikler ile birlikte son üç yılımı anlatan
''Herkes Uyurken'' belgeseli çekildi. Bu
çalışmalar
beni
bir anda Dünya
çapında tanınmamı
sağladı.Almanya
Arte
ve
Deutche
Welle
kanallarında
belgeselim yayınlandı.
Gece
hem çalışmak hem de fotoğraf çekmek tehlikeli değil mi?
Elbette
tehlikeli.
Bu
nedenle sadece
uyuyanları çekmiyorum, tinercileri, balicileri de çekiyorum. Fakat
onlarla
çekim
öncesinde
sohbet ediyorum
ve dost
oluyorum. Kendilerinin
haberinin olmadan
fotoğraf çekme gibi bir durum gece mümkün değil. Uyuyanların
dışındakilerin fotoğraflarını hep haberli çektim. Bazen
bir sigara, bazen bir çay yeterli oluyor.
![]() |
| Fetih 1453 sosyal medyada büyük yankı uyandırmıştı. |
Profesyonel
fotoğraf makinası mı kullanıyorsunuz?
Profesyonel
makina kullanmıyorum; çünkü büyük
bir makina ile çekemezsiniz. İnsanlar
ürküyor ve
kaçıyorlar.
Basit
bir makina ile çekiyorum
ve bu sayede insanlar daha rahat olabiliyor.
Amacım onları anlatabilmek, korkutmak değil.
Çektiğiniz
fotoğraflar, sokakta
yaşayanların
hayatını değiştirdi
mi?
Bununla
ilgili aldığım herhangi bir bilgi yok;
çünkü
hiç kimse beni arayıp “ya sen böyle bir çalışma yapmışsın
biz de bu şekilde önlem aldık” demedi. Fakat
şöyle bir durum var. Kışın
gece sokakta yaşayan insanlara, evsizlerin alındığı sığınma
yerlerine neden gitmediklerini sordum. Bana
verdikleri cevap : “biz
bir şekilde bu duruma düşmüş olabiliriz ama bu halde olduğumuzu
eşim dostum, yakın çevrem bilmiyor, oraya gittiğimde tüm basını,
televizyonları da karşımda buluyorum, yakınlarımın
bu halimi görmesini istemiyorum” şeklinde konuştular. Benim
ilgili makanlardan
ricam
böyle bir durum olduğunda, lütfen basını
çağırıp haber yapmasınlar.
O
insanlar çekincelerden
dolayı sığınma evlerine gitmiyorlar.
Hem
taksi şöförlüğü hem gece fotoğrafçılık,
zor değil mi?

Açıkcası
zor bir durum.
Belgesel
fotoğrafçısıyım,
bunun için de zamanımın çoğunu bu iş üzerine çalışarak ve
düşünerek geçirmeliyim. Fakat,
diğer
yandan da çalışmak zorundayım.Hayatımı
idame etmek zorundayım. Şu an gündüzleri takside çalışıyorum;
annem
gece çalışmama izin vermiyor. Şöyle
bir gerçeklik var,
tüm
Dünya'nın
sizi tanıması çok
para
kazanıyorsunuz anlamına gelmiyor.
Fotoğraftan
para kazanmadığım için de,
dolayısıyla
da
takside çalışmaya devam etmek durumundayım.
Türkiye'de
sergi açabilmeniz için, fotoğraflarınızın kendi hikayeleri ile
birlikte kitap halinde basılması gerekiyor. Kitaplarım çıkmış
durumda değil. Belediyeler, “buyrun size şu salonu tahsis ettik”
diyorlar ama, fotoğrafların büyütülmesi, hazırlanması gibi
işlemler var. Bu işlemler hem maliyetli hem de hepsi ile benim
ilgilenmem gerekiyor. Bu nedenlerden dolayı bazen
zor geliyor.
Sizi
nasıl etkiliyor
bu fotoğraflar?
Gece
boyunca fotoğraf çekip, sabah eve gittiğimde, ilk olarak
çocuklarıma
ve eşime
gösterdim,
bu inanılmaz kareleri. Amacım onlarda görsün ve hayatın
zorluklarına tanık olsunlar. Gördüklerim
beni
çok etkiledi; çünkü sadece fotoğraf üzerinden değil, gerçek
hayatta da görüyorsunuz. Bir nevi sizin gece mesai
arkadaşlarınız.Bu beni çok etkiledi. O kadar etkilendim
ki altı ay sonra bir psikiyatriste gitmeyi düşündüğümü
eşime
bile söyleyemedim.
Kendimi
toparlamak için fotoğraf çekmekten vazgeçtim,
ama bu kararına bir hafta kadar sadık kalabildim.
Tekrar fotoğraf çekmeye başladım.
Hiç
ara vermden sürekli çekmeye başladım. Hatta sadece bunun için
geceleri şoförlük yaptım.
''Türkiye'den
çok yurtdışında tanınıyorum''
İstanbul'da
gece yaşam mücadelesi veren insanları çekiyorsun. Bu Türkiye
fotoğraf tarihinde bir ilk. Nasıl tepkiler alıyorsun ?
Sadece
Türkiye'de
değil, Dünya'da
da
bir ilk oldu. Daha
önce hiç kimse tarafından bu
tarz fotoğraflar çekilmemiş. Bu nedenle Türkiye'den çok
Dünya'da tanınıyorum. Dünya'nın farklı yerlerinden benimle
tanışmak
için buraya gelmeye çalışan insanlar oluyor. Ancak
geri çevirmek durumunda kalıyorum; çünkü
çalışmam gerek ve böyle şeyler için zaman ayıramıyorum.
Facebook'
taki
hayran
sayfamı bile bir
Fransız
hanım açtı. Onur verici tepkiler oluyor. Bunlar
parayla satın alınabilecek şeyler değil.
Fotoğraflarında
reklam sloganları
ve insanların gerçek yaşamlarının arasındaki zıtlığı
görüyoruz. Bu biraz kışkırtmamı yoksa gerçekliği ortaya
çıkarmak mı?
Fotoğraflarımda
şaşırtmayı seviyorum hem kışkırtıyor, hem de
daha
fazla düşündürüyorum.
Açıkcası amacım da zaten bu .Durum
böyle olunca da
gerçeği
daha iyi görebiliyor insanlar.
Takside
müşterisi olsa bile fotoğraf
çekiyor musunuz?
Fotokritik
adlı
fotoğraf sitesinde
hep şunu merak ediyorlar. 'Biz tek bir kare bile çekemiyoruz, siz
nasıl çekiyorsunuz? Ben
de diyorum ki, bazen müşteri olduğunda bile çekiyorum. Benim
alanım sadece gece ve insanlar. Müşteriyle de durduğum oluyor.
Bir olayı görünce hemen
durup, çekiyorum. Tabii
ki bunu müşteriden izin alarak yapıyorum. Rica
ettiğim
zaman,
kimi anlayışla karşılıyor kimi istemiyor. İstemedikleri
zaman farklı bir yol izliyorum. 'Çok
özür dilerim, ben iki dakika arkadaşın fotoğrafını çekeceğim'
diyorum. Müşteriler manzara
karşısında anlamsız
bakıyor. Eğer çok önemliyse, müşteri de erkekse hiç izin
beklemiyorum, hemen iniyorum. Bayan müşterilerden izin istiyorsunuz
tabii ki.
Fotoğraflarınızda
herhangi bir kurgu var mı?
Çok
az fotoğrafımda kurgu var. Sokağın
sunduğu fotoğrafları daha çok
seviyorum. Öyle
kareler görüyorsunuz ki 40 yıl düşünseniz aklınıza gelmez.
Mesela,
Fetih
1453 sinema afişinin önünde çöp toplayan bir adam çekmiştim.
Facebook'ta
en fazla dolaşan fotoğraflardan biri olmuştu. İsmini
Fetih
1453 İstanbul
2012 koymuştum.Sanal
medyada gerçek anlamıyla büyük bir tepki yaratmıştı.
''Biz
sadece sorguluyoruz''
Aklınız
da başka projeler var mı?
Elbette
var. Örneğin, Roman
çocuklarıyla
ilgili çok düşüncem var. Fakat
bu düşünceleri gerkelşetirme noktasında sıkıntılar var.ama
herhalde gücüm yetmeyecek. Eğer gücüm olsaydı, belli
bir zaman diliminde Romanların
evlerine girerek, onlarla beraber yemek yiyip çay içerek, o gün
kim kaç para kazanmış, eve kaç para girmiş, ne harcamışlar,
gerçek dertleri nedir, öğrenmek isterdim. Romanlarla
arkadaşlığım çok sıkı. Onları
takside taşıyorum, dertlerini dinliyorum. Çok
yakın arkadaşlarız. Haliyle bana dertlerini anlatıyorlar. Roman
oldukları için birçoğuna iş verilmiyor. Bu çocuklar haliyle
hırsızlık, kapkaç yapıyor. Biz sadece yargılıyoruz. Ama
dinleyip
anlamaya çalışmıyoruz.
Size
yaşadığım bir olayı anlatmak istiyorum. Bir
gece Dolapdere'den aldığım bayan bir müşteriyi dinledim. 'İyi,
soymuyorlar dükkânınızı,' dedim. Dükkânı yeni açtıkları
zaman çok soyulduğunu
söyledi.
Sonra biri bayana
şunu şöylemiş 'Romanlardan
birini işe alırsanız size dokunmazlar, bak bu bizi çok seviyor,
bize ekmek yediriyor derler' demiş. Bunun üstüne oradan bir eleman
aldıktan sonra sokakta bakan bile kalmamış; çünkü
artık 'O bize ekmek yediriyor,' diye düşünmüşler. Olayın
vehameti burada. Biz sadece sorguluyoruz, ama hiçbirimiz bir Roman'ı
yanımızda çalıştırmayı düşünmüyoruz.
''Kendi
tarzımı yarattım''
Örnek
aldığınız
bir fotoğrafçı var mı?
Benim
en büyük avantajım ülkemden ve Dünya'dan
tek bir fotoğrafcı tanımadan fotoğrafa başlamam oldu. Böylece
hiç kimsenin etkisinde kalmadan kendi tarzımı yarattım. Beni
takip eden insanlar fotoğraflarımı kolayca diğer
fotoğraflardan yüzlerce
fotoğrafın içinden ayırabilirler.
Örnek aldığım kimse
yok, takip de etmediğim için ürünlerini bilmiyorum.
Olumsuz tepkiler
de oluyor mu?
Oluyor
ama insanların bunu bilerek yapmadığını düşünmüyorum. Bir
ansızın
geceyarısı
elinde bebeğiyle sokakta dolaşan 9 yada
10
yaşlarında bir kız çocuğunun fotoğrafını çektim. Fotokritik
adlı
sitede yapılan yorumlar:
'Bunun kadrajı iyi olmamış,' diyenler oldu. Benim derdim kadraj
değil ki, onları göstermek. Ben fotoğraf makinesini bile onları
çekmek için aldım. Zaten karanlıkta tam göremiyorsunuz, tahmini
çekiyorsunuz. İnsanlar
ne ortamda çekim yaptığımı bilmedikleri için, benden çok
profesyonel fotoğraflar bekliyorlar.
Benim
açımdan çok kötü sayılmaz. Galeriler
kendileri bana
teklifte
bulunuyorlar, sergi
açmam için. Bunun
nedeni; tabii
sergilerimin
basında çok yer almaları. Ancak
bütün Dünya'da
bu kadar çok tanınırken biraz daha destek olunabilir
diye düşünüyorum. Gelen
sergi tekliflerini geri çeviriyorum. Çoğu
kez fotoğraf baskılarına karışıyorlar. Destek
de olması gerektiğini düşünüyorum. Mesela
Bodrum'da
açtığım ''Tarlabaşı
Bir
Düş
Gördüm
Düşümde''
adlı
sergimin
fotoğraflarını epson firması karşılamıştı, aksi taktirde bu
sergiyi açamazdım.




Kendisini tebrik ediyorum.Siz de bu söyleşiyi yaparak güzel bir katkıda bulunmuşsunuz.Elinize sağlık.
YanıtlaSil