Writen by
birhabersin
Çarşamba, Mayıs 20, 2015
-
0
Comments
Başıbüyük, İstanbul’un Maltepe
ilçesine bağlı bir mahalle. Anadolu yakasının en eski
yerleşim yeri olmasına rağmen camiye çevirilen 12 yüzyıldan
kalma kiliseyi saymasak hiçbir tarihi yapıve eser yok. Yeşil
ormanlarla kaplı , üç tepe arasına kurulmuş. Önü alabildiğince
İstanbul, deniz ve adalar manzarasına sahip. İstanbul’un E-5
üstü kırsal mahallelerinden biri. Asırlık çınarların olduğu,
81 ilden insanın bulunduğu küçük bir Türkiye. 21 bin nüfuslu
bu mahallede, Doğa son kez sahneye çıkan bir balerin gibi
sergilemiş bütün güzelliğini. Mahalle de orta alt sınıf ve alt
sınıf insanlar nüfusun tamamını oluşturuyor. Erkekler, Ken
loach filmlerindeki işçiler gibi bir yaşam sürmekte. Sadece
çalışan ve çalışan insanlar. Kadınlar ise ev hanımı. Bu
mahallede herkesin kendine özgü sorunları var. Kiminin etnik,
kiminin cinsiyet, kiminin ise ekonomik. Fakat hepsinin ortak bir
sorunu var: Kentsel dönüşüm. Mahalle, 2008 yılında kentsel
dönüşüm alanı ilan edilmiş. Mahalle de birkaç ev hariç pek
çoğunun tapusu yok. Yıllarca politikacılara inanan masum halk
şimdi yaptığı hatanın ne kadar geri dönülmez olduğunun
sıkıntısı içinde.
Belki de o yüzden başlar hep eğik yürünür
bu mahallede. Coğrafi konu olarak Anadolu yakasının merkezinde yer
almasına rağmen, sosyolojik olarak çok uzak bir mahalle. Yakın
coğrafya da uzak yaşam sürülmekte bu mahallede. Aslında bir
yönetmene göre milyon dolarlık senaryo, bir yazara göre acıklı
bir roman konusu, bir zengine göre şükür kaynağı olabilir.
Türkiye’nin en büyük kalp ve damar hastalıkları hastanesi
(Süreyyapaşa Hastanesi), Avrupa’nın en büyük eğitim kampüsü
(Marmara Eğitim Köyü) ve 16 amatör kulübün maçlarını
oynadığı Başıbüyük stadyumu mahalle sınırları içerisinde.
Mahalle bu kadar iyi bir konumda olmasına rağmen içinde yaşayan
halkın bu imkanlardan yararlanamaması bir karikatür dergisine iyi
bir malzeme olabilir. Mahalle halkı, burada sadece misafir olduğunun
farkında. Hepsi hemfikir bir gün gelecek ve biz gideceğiz. Başka
çocuklar koşacak sokaklarımızda, başka sevgililer buluşacak
köşe başlarında, başka hayatlar yükselecek bizim emeğimizin
üstüne, başka hem de bambaşka. İşte bu onların hikayesi; uzak
kentin insanlarının hikayesi.
Seçkin
Demiryürek karakteri ve konuşma tarzı ile gerçekten soyadının
hakkını veren bir insan.1974’ten beri
mahallede yaşıyor. Başıbüyük’de onu tanımayan yok. Çünkü
mahallenin en eski bakkalı. 2008 yılında mahalle kentsel dönüşüm
alanı ilan edilince, mahalle halkını örgütleyerek dernek kurmuşlar. Fakat yaşadığı sağlık sorunları ve kötü amaçlı
insanların dernek etrafında toplanması nedeni ile görevinden
istifa etmiş. En çok 2008 yılında polis ve mahalle halkı ile
yaşanan olaylar üzmüş onu ve ekliyor “Hiçbir zaman polisin
kadınlara uyguladığı şiddeti ve gençlerin camide dövülmesini unutmayacağım” diyor.
Selçuk Çoban
mahallede herkes güvercin hobisi nedeni ile onu kuşçu olarak
tanıyor. İki çocuklu
ailenin en büyüğü. Kardeşi cinayet nedeni ile cezaevinde
yatıyor. Evin geçimi, babasının ve kendi omuzlarında. Askerden
döndükten sonra birkaç iş yerinde çalışmış. Fakat bazı
ayrımcılıklara uğraması nedeni ile bu işlerden ayrılmış.
“Duygusal ve kırılgan bir yapım var. Sahip olduğum
güvercinlerden başka dostum da yok” diyor. Şiir ile
ilgilendiğini anlatıyor. Gözleri parıldıyor hemen Aşık
Veysel’in dizelerini okurken; “Koyun kurt ile gezerdi fikir
başka, başka olmasa”. Kentsel dönüşüm onun da bir
sorunu,ailesi ile birlikte kiracı olarak yaşıyorlar. Kiracıların
ne gibi hakları olduğunu ve nelerden yaralanabileceğini bilmiyor.
Aslında pek de bir umudu yok. Sadece ailesinin başını sokacağı
bir ev ve kuşlarına bir yuva istiyor. İsteği pek büyük bir şey
değil ama o da biliyor mahalledekilerin onun gibi birer kiracı
olduğunu.
ŞEHRİN İKİ YAMACI
Her derdin bir
hikayesi, her yaşamın bir gerçeği var. Tıpkı şehrin iki
yakası gibi. Bir yanda sosyal imkanlar ile donatılmış, tüm
renklerin heybetli duruşu, baktıkça insanın beynini döndüren ve
yapımı süren yeni şehir, diğer tarafta yorgun, yıpranmış,
yosunlaşmış ve griye çalan evler. Mahallenin karşı yamacında
yer alan şehirde hayat bir başka güzel. Dünya bir başka dönüyor.
Okul, cami, yüzme havuzu, park, bütün sosyal ve spor
faaliyetlerinizi yapabileceğiniz bir yaka. Başıbüyük yakasında
ise okul ve cami dışında başka bir seçenek yok. Mahalle halkı
sadece uzaktan bakıyor bu hayatlara. Ne bu
evlere ödeyebilecek paraları, ne de yaşayabilecek statüleri var.
Çünkü oradaki yaşam gerçekten çok uzak onlara. Tıpkı
filmlerdeki gibi ya da bir masal gibi.
Başıbüyük
mahallesinde bir üniversite, üç ilkokul ve bir lise var.
Üniversite özel bir kurum olduğu
için bu okulda
okuyan tek bir Başıbüyük’lü genç yok. Üniversitenin ilk
kurulduğu yıllarda halk çok
sevinmiş.
Mahallenin gelişeceğini ve bir iş kapısı umudu doğduğunu
düşünmüş. Bugün gelinen süreçte halk ve üniversite
ilişkileri pek iyi değil. Halk, kentsel dönüşümün sorumlusu
olarak üniversiteyi görmekte. Üniversite mahalle halkını varoş
ve kaba görmekte. Doğal olarak mahalle ve üniversitenin birlikte
yürüttüğü hiçbir proje de yok. Mahallenin en büyük okulu 1500
öğrencisi ile Atatürk İlköğretim Okulu. Okulun hemen üst
bölümünde bulunan 1. etap TOKİ konutlarından birinin kayması
sonucu okul bahçesi ve yakınında bulunan evler tehlike ile karşı
karşıya kalmış. Okul bahçe duvarı ve bahçe de büyük
yarıklar, evler de ise toprak kayması sonucu çatlamalar oluşmuş.
Mahallede öğrencileri kabul edecek başka bir okul olmadığı için
öğrenciler şantiye alanında eğitimlerini sürdürüyor. Okula
gitmek bu mahallede önemli çünkü okula gitmeyen çocukların ne
oynayabilecekleri bir park var, ne de aileler ile gidebilecek bir
yer. Tek oyun alanı mahallenin sokakları. Aslında mahallenin iki
parkı var. Fakat ikisini de kullanamıyorlar. Bu parklardan biri
TOKİ sitelerinin içindeki site parkı.Bu parka site içinde
yaşayanlar dışarıdan gelen çocukları almıyorlar. Diğeri ise
mahalle gençlerinin istila ettikleri ve esrar içmeleri nedeni ile
gidilmesi yasak olan park. Mahallenin gençlerinin durumu gerçekten
içler acısı. Bir çoğu işsiz ve gelecekten umutsuz. Mahallede
uyuşturucu madde kullanmayan genç neredeyse yok denecek kadar az.
Görüntü almamızı pek istemiyorlar. Fakat anlatacak çok
hikayeleri var. Kentsel dönüşüm hakkında pek bilgileri yok. Pek
de umurlarında değil. Toplumun onları umursamadığı ve bir hiç
oldukları düşüncesindeler. Gündüz vakti bile köşe başlarında
esrar içtiklerini söylüyorlar. Esrar kullanma yaşının, 14’e
kadar düştüğünü söylüyorlar. Mahallenin Anadolu yakasının
esrar dağıtım merkezi haline geldiğini, pek çok gencin esrar
satarak (torbacılık yaparak ) para kazandığını belirtiyorlar.
Hiçbir umutları, hayalleri yok. Tıpkı okyanusta kaybolmuş birer
sandal gibi savrulup duruyorlar. Nereye gideceklerini bilmeden bir o
yana, bir bu yana.
KENTLEŞEN ŞEHİR KENTLEŞEMEYEN İNSANLAR
Mahallenin
birinci etap kentsel dönüşümü tamamlanmış durumda. Aslında
kentsel dönüşüm denince;ne anlamadığımızı gösteren tablo
bu. Kentsel dönüşümden insanlar sadece binaların yenilenmesini
anlıyorlar. Birinci etap bölümünde yaşayan insanlar mahallede
evini TOKİ’ye devredenler ve mahalle dışından gelen vatandaşlar.
Site içinde yaşayan vatandaşlar eski alışkanlıklarını sürdürüyor
ve bunda kararlı görünüyor. En göze çarpan kareler site içinde
tavuk besleyenler,ve blok önlerinde toplanıp sohbet eden, akşam
yemeğini hazırlayan ve el işi ile uğraşan kadınlar.
Sonuç
olarak, kentsel dönüşümü sadece bina dönüşümü sanan bir
yapı. Artık anlatacak pek bir şey kalmadı. Şimdi zaman tam
ayaklar altındaki İstanbul’u seyretme vakti. Yavaş yavaş
çıkıyoruz ara sokaklardan gece vakti. Tepelik bir alan olması
sebebi ile sis kaplamış bir yanımızı.Tıpkı Ahmet Kaya’nın
dediği “yaprak döker bir yanımız, bir yanımız bahar bahçe”.
Karanlık ve loş sokaklardan tırmanıyoruz mahallenin en üst
seviyesine. Sokak lambaları eşlik ediyor bize.Adım adım çıkarken
tepeye, mahalle bütün manzarasını sunuyor. İşte şimdi
seyretme,günün
yorgunluğunu atma vakti, gecenin üzerini örttüğü tüm
ayrıntılardan sıyrılmış bu ışık
denizini...
Hiç yorum yok
Yorum Gönder