Writen by
birhabersin
Pazartesi, Aralık 22, 2014
-
0
Comments
Futbolu
çok seven,aynı zamanda kariyerinin bir parçası olarak gören,ekranların başarılı
ve güzel ismi Simge Fıstıkoğlu ile hayatını,kariyerini ve programını konuştuk.
Simge Fıstıkoğlu’nu yakından tanımak istersek
bize kendini nasıl anlatır?1982 Aralık doğumluyum.İstanbul’da doğdum, İstanbul’da büyüdüm ve İstanbul’a
aşığım.Bence dünyanın hem en güzel hem en çirkin şehri.Bunun dışında yeni
şeyler öğrenmeyi,yeni yemekler,yeni müzikler,yeni kitaplar keşfetmeyi çok
seviyorum.Gerçek ve samimi olan herşeyi çok seviyorum.
Bir bayan olduğunuz için,spor spikerliğine başladığınızda zorluklar yaşadınız mı?
Spor yedi yaşımdan beri hayatımın içindeydi.Bu yüzden hiç zorlanmadım.Yayıncılık yapmak,spor ile ilgili konuşmaktan çok daha zordu.İlk yayının heyecanı ve tecrübesizlik çok daha korkutucuydu.
Tecrübesizlik ile ilgili ilginç bir anınız oldu mu?
Evet oldu.İlk yayınımda ''2-1 berabere kaldı'' diyerek bir pot kırdım.Bu hatamın ardından bülten bittikten sonra istifa etmeliyim diye düşündüm ve eşyalarımı toparladım.Beni işe alan kişi ile vedalaşmak üzere odasına gittim.Bana ''ilk yayının günahı olmaz,her gün daha az hata yaparsın'' tarzında cümleler kurdu ve bu cümleler kulağıma küpe oldu. Televizyonda sekiz senedir çalışıyorum,her gün daha az hata yapıyorum.
Spor programını bıraktıktan sonra sizi akşam kuşağında,sabah kuşağında ve haftasonu kuşağında ana haberlerde izledik.Şu anda yaptığınız bir program varmı?
Çarşamba akşamları TRT Spor'da Lale Orta ile birlikte Topuklu Krampon isminde yeni bir program yapıyoruz.Kadın gözüyle futbolu konuşuyoruz.Futbolu çok seviyorum ve kariyerimin bir parçası olarak konumlandırıyorum.
Geldiğim noktayı nereye götürebilirim,hangi pogramları yapabilirim,keşke bu programı ben yapsaydım gibi düşünceleriniz oldu mu?
Şu an ekranda keşke ben olsaydım dediğim bir format yok.Ben insanın odak noktası olduğu,samimiyetin gerçekten hissedildiği programlar yapmak istiyorum.Hiç tanımadığımız, ünlü olmayan fakat birçok kişiye ilham verebilecek veya ibret olabilecek,yaşadıklarını samimiyetle anlatabilecek insanları konuk yapmak isterdim.Bu tarz bir platform oluşturmak istiyorum.
Televizyonda takip ettiğiniz isimleri öğrenebilir miyiz?
Televizyondaki kişilerden ziyade,programları ve kanalların yayın stratejilerini takip ediyorum.Tüm kanallardaki ve yeni başlayan programlara mutlaka bakarım.Türk dizilerine ilgi duymuyorum.Yabancı dizileri online olarak takip ediyorum fakat Türk dizilerini izleyemiyorum,dilleri uzun ve ağdalı geliyor.Haber kanallarına ve spor kanallarına muhakkak bakıyorum.Kişisel olarak her gün izlerim dediğim bir şey yok.
Bir gününüzü nasıl geçirirsiniz, neler yaparsınız?
Günlerim koşuşturmalı geçiyor diyebilirim.Her gün uyanma saatim değişiyor.Çünkü her gün farklı saatlerde yatıyorum.Benim için güne başlamanın ilk şartı kahvedir.Türk kahvesi ile evden çıkmayı tercih ediyorum.Sporumu asla ihmal etmem, haftanın dört günü spor yaparım.Haftanın iki günü Sancaktepe'de bir çiftlikte at binmeye çalışıyorum. Haftada üç ya da dört gün değişimli olarak pilates, kick-box yapıyorum.Bahçeşehir Üniversitesi’nde sunuculuk ve spikerlik üzerine eğitim veriyorum.Ara sıra,haftasonları Medya Akademisi,Kuş Dili eğitim merkezi gibi yerlerde ders veriyorum.Oyuncu koçum var haftada bir gün ders alıyorum.Doğuş Çabakçor'dan DJ’lik dersi alıyordum,kursumuzu bitirdik.Şan dersi alıyorum.Ocak ayından itibaren master yapmaya başlıyorum.Haftada bir günümü söyleşilere,konferanslara ayırıyorum.
En son okuduğunuz kitap nedir?
En son okuduğum kitap “İknanın Psikolojisi”.Bu aralar biraz markalaşmaya kafayı taktım;“Marka ve İtibar Yönetimi”,“Marka Olmanın 22 Kuralı” gibi kitapları çok seviyorum.Cemalnur Sergut'un kitaplarını okuyorum.Ben hiçbir zaman bir kitabı tek başına okumuyorum,birden fazla kitabı okuyor oluyorum.Şu sıralar Küçük Ama Önemli Şeyler isimli bir iş kitabı okumaktayım.
İş dışında yapmaktan keyif aldığınız şeyleri öğrenebilir miyiz?
Hayatta en sevdiğim şey müzik.Oksijensiz yaşayabilirim ama müziksiz yaşayamam.Yeni şeyler öğrenmek, bu; bir müzeye giderek,bir sergiye giderek,bir kitap okuyarak,film seyrederek,bir şehirde tek başına dolaşarak olabilir.Yemek yemek,spor yapmak,güzel insanlarla keyifli sohbetler etmek, ailemle iyi vakit geçirmek keyif aldığım durumlardır.
İstanbulda gitmeyi sevdiğiniz kaçış noktalarını öğrenebilir miyiz?
İstanbul’da en sevdiğim kaçış noktası at bindiğim Sancaktepe.Çünkü atlar ile aşk yaşıyorum.Tüylerini temizlemeyi,havuç yedirmeyi,sarılıp olan biteni anlatmayı çok seviyorum, bana terapi gibi geliyor.Onun dışında kutsal kaçış noktalarım var; Beşiktaş'taki Yahya Efendi Türbesi benim için çok özel bir yer.Haftada en az bir kere ziyaret etmeye özen gösteriyorum.Denize yakın olmayı seviyorum;Yeşilköy'de yaşıyorum buyüzden çok avantajlıyım,kolaylıkla deniz havası alabiliyorum.Şu aralar Bahçeşehir Üniversitesi orada olduğu için Karaköy'ü seviyorum.Alışveriş merkezlerini hiç sevmiyorum ama hayatımızı kurtardıkları bir gerçek.Aradığımız her şeyi bir arada bulabiliyoruz.Yeniköy'ü,Arnavutköy'ü ,Bebek'i seviyorum. Özellikle hafta içi herkesin çalıştığı saatlerde oralarda olmayı tercih ediyorum.
Seyahat etmeyi sever misiniz? En çok sevdiğiniz kaçış noktaları nereler?
Yay burcu olduğum için gezmeyi çok seviyorum.Kış mevsimini daha çok severim ama yaz tatilinin keyfi bambaşka.Denize bayılıyorum,babam Bodrumlu olduğu için mi bilmiyorum ama Bodrum’un yeri bende başkadır.Dünya üzerinde İstanbul’dan sonra en çok sevdiğim şehir Paris.Mümkün olan her boşluğumda gitmeye çalışıyorum.Şu sıralar Barselona seyahat planım var.İspanya'da pek çok yere gittim fakat Barselona kısmet olmamıştı. O yüzden merak ediyorum.Dünya üzerinde en çok beğendiğim yer ise Cape Town.Muazzam bir şehir,okyanusun o muhteşem sesi,harika plajları,güzel deniz ürünleri ve sıcak kanlı insanları.Fırsatım olsa tekrar gitmek istediğim bir yer.
Cape Town'un yemekleri güzel miydi?
Yemekler çok güzel,ben pek şaraptan anlamam ama bu konuda çok iddialılar ve üzüm bağları için ciddi yatırımlar yapıyorlar.Hem coğrafya olarak çok güzel hem yemekler inanılmaz lezzetli.Deniz ürünleri muhteşemdi.Burada bulunmayan lezzetli ürünler vardı,bayılmıştım ve dönmek istememiştim.
Abla-kardeş
medya sektörünü tercih etmenizin özel bir sebebi var mı?
Ben henüz lisedeyken ablam
kariyerine haber spikeri olarak başladı.Ablam İspanyol Dili ve Edebiyatı Bölümü
mezunu,ben sosyoloji mezunuyum.Yeteneklerimiz ve insani ilişkilerimizin
kuvvetli olması doğrultusunda bu mesleği tercih ettik.Soru sormayı seviyor olmamız,hep
yeni şeyler öğrenmeye meraklı oluşumuz bu sektörü tercih etmemize neden oldu.
Sizi
ekranlarda ilk olarak spor spikeri olarak tanıdık.Mesleğe spor spikeri olarak nasıl
başladınız?
Ben sosyoloji mezunuyum.İstanbul
Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra ELLE Decor Dergisi’nde stil editörü
olarak çalışmaya başladım.İlk iş tecrübem buydu.Altıncı ayın sonunda bir
yönetim değişikliği oldu.Bu süreçte Haber Türk TV’nin kapısını çaldım ve
televizyonculuğu öğrenmek istediğimi söyledim.Sadece bir haber spikeri veya
sunucu olmak değil;bir program nasıl hazırlanır,ekrana nasıl gelir tüm
aşamaları öğrenmek istediğimden bahsettim.Spor spikerliğine ve editörlüğe sıcak
bakıp bakmadığımı sordular.Çok istediğimi söyledim ve başlamış oldum.
Deneme çekimi
bile yapılmadan kendini ekranda bulmuşşunuz.Nasıl oldu bu?Şans mı yoksa başka
nasıl bir açıklaması olabilir?
Ben şansa inanmam,ben kadere
inanırım.Kişisel girişkenliğimin neticesi ama aynı zamanda kaderim.Görüşmeye
gittikten sonra,hemen gel başla yanıtını aldım ve dergideki işlerimi bitirip on
beş gün sonra başladım.Evet deneme çekimi yapmadık.''Neden deneme çekimi
yapmadık?'' diye sorduğumda ''deneme
çekimi yapsaydık asla başlayamazdın ve daha da tedirgin olurdun,en güzeli canlı
yayını tecrübe ederek öğrenmen'' gibi bir yanıt aldım. Çok çalıştım ve beni hiçkimse
izlemiyor diye düşünerek kamera fobimi iki günde yendim.En çok rahat ettiğim
program 7:00 ile 9:00 saatleri arasında Kanal Türk'te yaptığım sabah
programıydı.Garip bir rahatlık gelmişti.Yayın olmasa normal şartlarda o saatte
uyanmam ve izlemem,kimse izlemiyor zannedip çok rahat etmiştim.
Canlı
yayında başınıza gelen en ilginç gelen olay neydi?
Fenomenleşen bir yastık vakası
var.Geçtiğimiz sene Show TV'de sabah haberlerini sunuyordum. Oturduğum koltukta
bir yastık vardı.Bültenin bitimine son on saniye kala bir sonraki haberi sunmak
için ayağa kalktım.Koltuktaki yastık mikrofona takılmış ve hiçbirimiz bunu
farketmemişiz.Arkamda kocaman bir yastık ile haberleri sunmuştum.Günlerce
güldüm.Bunun dışında ekranda isim unutmuşluğum,su dökmüşlüğüm,kendimi
yakmışlığım var ve bunların hepsiyle çok barışığım.İlk ben kendime gülüyorum.
Rekabetin,
çekişmenin oldukça yoğun olduğu bir sektör medya.Hiç pes ettiğiniz zamanlar
oldu mu?
Senede bir kere ben bu işi
bırakıp bir köye yerleşeceğim diyorum.Fakat pes etmek karakterimde yok
gibi.Yapamadım dediğim şeyler mutlaka var.Her istediğimi yaptım diyen insanları
alkışlıyorum.Ben her istediğimi yapamadım henüz.Bir şeyin ucunu kolay kolay
bırakmam için çok zorlanmam gerekir.Evet işimiz zor,rekabet çok yüksek,bir
reyting mücadelesi var.Bir taraftan popüler olmak diğertaraftan itibarlı olmak
zorundayım.Spor gibi çok sert bir dilin hakim olduğu bir yerde kadın olarak
üslubumu bozmadan,zarif bir şekilde kariyerimi korumaya çalışıyorum.Bu tabiiki
zor.Fakat benim lugatımda vazgeçmek,pes etmek yok.Bu benim yolum ve bu yolda
olmayı ben seçtim oyüzden şikayet etmiyorum.Senede bir kere isyan edip
vazgeçiyorum.
Biraz da iş dışı sorulara gelelim… Bir kalemde hayatınızdan
bir şeyden vazgeçmeniz gerekirse neyden vazgeçersiniz?
En sevdiğim özelliklerimden biri
kolayca vazgeçebiliyor olmamdır.Her şeyden vazgeçebilirim.İnşallah ailem
gibi,sağlık gibi,vicdan gibi belli mevzulardan vazgeçmek zorunda kalmam ama
bunların dışında her şeyden vazgeçebilirim.
Çok yoğun
çalışıyorsunuz.Dinlenmek için neler yaparsınız?
At binmek ve okumak...Beni en çok
bunlar dinlendirir.
Hiç yorum yok
Yorum Gönder