Writen by
birhabersin
Cumartesi, Ağustos 22, 2015
-
0
Comments

“ Kendi Everst'inize Tırmanın” ile kişisel gelişim sürecini kitap haline getiren ve yazarlığa adım atan Nasuh Mahruki kendisini geliştirmesinde büyük katkısı olan bedensel ve zihinsel idmanlarını okurları için anlattı.
Sizin için zirve nedir?
Zirve tabii ki bir hedef olarak ulaşılmak
istenen en üst yerdir. Yani bir dağın tepe noktası ve tabii çok önemli bir
nokta ama tabii dağcılığı zirveye indirgemek olmaz. Dağcılık sonuçta bir hedef,
bir bütün… Baştaki planlamasından, hayalini kurmaktan, antrenmanlarından tut
da, süreç hakkında, dağ hakkında bilgi toplamaktan başlayıp, ondan sonra da o
dağa gitmekten, o bölgeye ulaşmak, diğer insanlarla irtibat kurmak, kampa
varmak, haftalar boyu süren bir tırmanışın ön hazırlıkları, tırmanış, sonra
geri dönmek, döndükten sonra edinilenleri derli toplu tasnif etmek,
fotoğrafları, kitabi, belgeseli hazırlamak, neler varsa onları paylaşmak,
yıllar sonra bile konu gündeme geldiğinde yine bunları hatırlamak, anlatmak bir
bütün aslında; bu dağcılık sporu. Zirve bunun içerisindeki çok ama çok önemli
bir nokta, bir an. Ama zirvesiz dağcılık olur mu? Olur aslında… Hep zirveye
çıkacağız diye bir kural yok; bir sürü sefer çıkamadığımız oluyor. Önemli olan
dağda olmaktan zevk almak, o sporu yapmak… Dağları yaşıyor olmaktan keyif
almak… Tüm bunların yanında, zirve de olursa harika! O zaman da bütün amaç tamamlanmış
demektir.
Asıl
Everest olan kendinizin ne zaman farkına vardınız? Türkiye’de biliniyorsunuz;
gazete, dergi ve haberlerde herkes size takip ediyor. Hoş, dolu, dolu bir
Everest olmuşsunuz. Bu doğrultuda asıl everestin kendiniz olması gerektiğinin ne
zaman farkına vardınız?
Buna şöyle cevap vermek daha doğru olur: Hayat
anlardan oluşan bir süreç. Bir noktada iş bitmiyor esasında. Üniversiteyi
bitirdiğinde, askerliğini bitirdiğinde, bir sınavı kazandığında ya da bir işi
veya projeyi başarı ile tamamladığında o süreç içinde bir noktadaki işi
tamamlamış ama yola devam ediyor oluyorsun. O yüzden kişinin kendi everestine
tırmanması, kendi doruğuna ulaşması, yaşamında ulaşacağı bir yer değil aslında.
O yolda olabilmek önemli olan, yani hayatın sürekli gelişerek, büyüyerek,
öğrenerek, daha iyisini, en iyisini yapmaya çalışarak sürdürmemiz gereken bir
mucize olduğunu söyleyebilirim. Benim hedef ve önceliklerim, içinde bulunduğum
yaşa, hayattan beklentilerime, o dönemdeki algılarımın beni yönlendirdiklerine
göre şekillendi. Üniversitede okurken daha çok doğa sporları ile ilgilenmeye
başladım. O dönemde felsefeye de ilgim vardı. Onlarla kendimi geliştirdim. İyi
bir sporcu oldum. O konularda da çok okudum yazdım. Üniversiteyi bitirdikten
sonra biraz daha çevre, doğa gibi şeylerle ilgilendim. Daha sonra dünya
meseleleri, Türkiye, siyaset, uluslararası ilişkiler gibi şeylere merak saldım.
Bunların hepsi hayatımdaki farklı fazlardaki farklı önceliklerim oldu. O
yönlerde kendimi koşullandırdım ve bu çerçevede eğitimimi sürdürdüm. Önemli
olan öğrenen insan olabilmek ve hayat boyunca son günlere kadar bir şeyler
öğrenebilmek. Şu andan sonrasını da daha sağlıklı adımlar atabilecek şekilde
kurgulayabilmek. Aslında her zaman kendi everestlerimize ulaşarak yola devam
etmemiz lazım. Ulaştığımız her hedef, her zirve, her everest aslında bizi kendi
potansiyelimizin doruğuna bir adım daha yaklaştırıyor. Bu böyle yaşam boyunca
da devam edecek bir süreç. Ben tabii simdi 47 yaşındayım; yirmili, otuzlu
yaşlardaki gibi hedefler koyamam kendime. Öyle bir fiziksel güce de sahip
değilim, o kadar ağır antrenman yapacak enerjim de yok. Benim yaşımda, daha
sonra ellili, altmışlı yaşlarda bir insanın yapabileceklerinin en iyisini
yapmaya çalışacağım. Yine öğrenmeye, yine paylaşmaya, yine daha önce
yapmadığım, yaşamadığım şeyleri yaşayıp kendi yaşam görgümü, görüşümü
kuvvetlendirmeye çalışacağım. Önemli olan öğrenen insan olarak hayat boyu bu
olguları yaşayarak, paylaşarak kendi everestimize tırmanma yolculuğunun
farkında olabilmek.
Yani
o zaman siz kendi everestinize tırmanmaya devam ediyorsunuz. Tırmandıkça daha çok
yaklaşıyorsunuz. Bir nevi küçük küçük everestleriniz olduğunu söyleyebiliriz.
Siz hedeflerinizi yükselttikçe bunlar daha da yükseliyor diyebiliriz. Biz
tırmandıkça da farkına varıp kendimize daha güzel hedefler koyabiliriz
diyebiliriz.
Evet yani yaşamın da bir süreç olduğunu, o
yüzden de öyle bir olmak diye bir noktadan ziyade, son nokta yerine olduğumuz
güne kadar hareket halinde olmamız gerektiğine inanıyorum.
O
zaman everestlerimizin sonsuzluğa gittiğini söyleyebilir miyiz?
Tabii hayat devam ettiği sürece kişi kendini
geliştirme sürecine devam etmeli. Yaşam bizden öğrendiklerimiz ve başkalarının
öğrettikleri ile daha doğru bir şekilde yaşamımızı kurgulamayı ve başkaları ile
bunu paylaşmayı öğretiyor.
Tırmandığınız
dağların özünüze ulaşmanızda ne gibi katkıları oldu? Şu andaki Nasuh’a
yaşadıklarınızın ne gibi katkıları oldu?
Çok… Dağcılık sporu sayesinde kendime
geldiğimi, kendimi bulduğumu söyleyebilirim. Lisede okurken, hatta
çocukluğumdan itibaren çok hareketli ve atılgan bir karaktere sahiptim. Her
zaman içinde bulunduğum gruplarda bir adım öne çıkılması gerektiğinde ilk adımı
atan oldum. Üniversitede doğa sporları ile tanışınca gerçekten potansiyelimin
neler olduğunu, neler başarabileceğimi gördüm. Sıra dışı yeteneklere sahip olduğumu anladım. Eskiden
beri hayvanlarla aram çok iyiydi. Üniversitede doğa sporları bana çok cazip bir
fikir olarak geldi. Ondan sonrasında da hayatım baştan sona yeniden şekillendi.
Daha önce ekonomi, işletme gibi bir şey okumayı tasarlamıştım. Seksenlerin
sonunda çok popülerdi ve babamın işlerini de devralmayı düşünmüştüm. Üniversiteye
bu niyetle gittim, işletme okudum. Babamın beklentisi de bu yöndeydi ama
üniversitede karşıma bambaşka şeyler çıktı. Doğa sporları karşıma çıktığında
yeteneklerimi ve ilgimi fark ettim. Derken bir gün babamı aradım ve artık başka
şeyler düşündüğümü, profesyonel dağcılık yolunu seçmek istediğimi bildirdim.
İşleri devralmak istemediğimi belirttim. O da kararlılığımı anladı ve kendi
yolumu bambaşka şekilde yönlendirdim. Hayatın bambaşka istikametlerini de
değerlendirebilmeliyiz bence. Dağcılık bana bunu sağladı ve ben de cesaret
gösterip yönlendim.
O zaman dağlar sayesinde aslında kendinizi toplum normlarından kurtarıp
kendinize yöneldiniz diyebilir miyiz?
Kurtarmaktan ziyade fırsat ve potansiyeli
değerlendirip gözümü karattım ve yaptım. Kendi yolumu kendim çizdim. İlk yedi
binlik tırmanma fırsatı geldiğinde, üniversiteyi bitirdim ve Kazakistan,
Kırgızistan ve yüksek irtifa dağcılığına başladım. Matematik profesörümüz
sayesinde bu fırsat çıkmıştı. Ben de yine böyle dağcı arkadaşlarımla paylaştım.
Biz esasen yedi kişi Tengri Dağları’na gidecektik. Herkesin bir şeyi çıktı ve
ben tek başıma gittim. O önemli bir karardı. Geriye dönüp baktığımda tek başıma
büyük bir bilinmezliğin ortasına kendimi atmış olmamın bütün sonucu değiştiren
şey olduğunu gördüm. Türkiye’de de çok fazla deneyim yoktu. Benden önce de
deneyen yoktu. Denemeden de bilinemezdi. Benim gidip denemem gerekiyordu. 24
yaşımda denemeye karar verdim ve bu çok şeyi değiştirdi.
Güven
sağladı diyebilir miyiz?
Kişinin kendini bilmesi, yeteneklerini
tanıması ve bu çerçevede daha önceki deneyimlerle ilintilendirmesi önemli tabii
ki... Biliyorsun sosyopat ve psikopatlarda da bu özgüven benzerine
rastlanabilir. Hastalıklı bir özgüvenden bahsetmiyoruz. Daha önceki tecrübeler
ışığında, “eğer geçmişte yaptıklarımın yanı sıra şu hazırlıkları da yaparsam şu
koşullarda, şu antrenmanlarla şunları da başarabilirim” özgüveni ile hareket
etmeyi herkese önerebilirim. Seminer ve konuşmalarımda da belirtiyorum. Hepimiz
küçük denemelerle risk alma kapasitemizi de genişletmeliyiz aslında. Risk
almadan fark yaratılamıyor.
Az
ile yetinebilmek öz müdür?
İngilizce’de “Less is more” diye bir söylem
var. Hayatımızda bir sürü şey var... Bunların ne kadarı gerekli, ne kadarı
ihtiyaç, ne kadarı keyif, ne kadarı zevk, bunu iyi ayırt etmek lazım. Biz mutlu
olmak istiyoruz ama zevk peşinde koşuyoruz. Gerekli ve ihtiyacımız olan
şeylerin esasında farkındayız ama mümkün olduğu kadar fazla şeye sahip olmak
gibi bir güdü ile hareket edebiliyoruz. Burada bir denge kurmak önemli. O
dengenin sınırı da tabii ki kişinin ekonomik yapısı aslında. Önemli olan
ayağımızı yorganımıza göre uzatabilmek. Elbette herkes gelişmek daha iyiye
ulaşmak istiyor. Daha çok şeye ulaşmak isteyebiliriz ama mutlaka gelirimizin
bir kısmını tasarruf edecek şekilde ve sınırlarımız dahilinde hareket
etmeliyiz. Gelir üç lira iken sekiz liralık harcamak mutlaka sorun yaratır. Bu
belki genç yaşlarda daha zor olmakta.
Yalnızlık bir öğretmen midir? Ne öğretir?
Yalnızlık, insanın kendi başının çaresine
bakmasını, özgüven ve kişisel kabiliyet sahibi olmasını gerektirir. O ortamla
başa çıkabilecek bilgiyi gerektirir. Yalnızlığın söyle bir avantajı var: İnsan
yalnız kaldığında iç dünyasına çok daha kolay dönebiliyor. Spor yapmak, motosiklete
binmek gibi bir aktivite ile uğraşırken vücut zaten otomatiğe bağlayıp akışa
geçiyor. O zaman insan iç dünyasına geçip inceleme ve sorgulamalarını
yapabiliyor. Sokrat “Düşünmek ruhun kendi kendine konuşmasıdır” der. İnsan
yalnız kalınca düşünme fırsatı buluyor. Ben yalnız kalmayı severim.
Düşüncelerime yoğunlaşabilmeyi, derinlemesine inceleyip, sonuçlar çıkartabilmeyi
severim. Yıllarca dağlarda, doğa sporlarında, motosiklet seyahatlerinde bir
yandan da hep bunları yaptım. Doğa sporlarını sevmemin bir sebebi de bana bu
fırsatları vermeleridir. İnsan normal hayatta çözüm bulamadığı olgulara doğa
şartlarında çözüm bulabiliyor. Zihin daha berrak oluyor. Uzakta günlük hayatın
stres ve koşuşturmasından da uzak olunuyor. İşte o ortamlarda düşünceler içe
dönüp önemli olan şeyleri de çözebiliyor.
O
zaman Nasuh Mahruki olarak şekillenmenizde yalnızlığın büyük etkisi olmuştur da
denebilir mi?
Ben insanların zaman zaman yalnız kalıp
düşüncelere dalmalarını öneririm. Aksi halde hayatın koşturması içinde iki
dakika bile düşünmeye fırsat tanımadan bir şeyler geçiştirilebiliyor. Derin
düşünce, insanın daha önce farkına varmadığı birçok şeyi ortaya çıkartıp
farkına varmasını sağlayabilir.
Görebildiğim,
anladığım, algılayabildiğim kadarı ile siz korkuyu korkutmuş bir insansınız.
Bunu nasıl başardınız?
Bilmem, hiç öyle bir düşüncem olmadı. Ben
sadece yapmaya çalıştığım şeylere odaklandım. Ben, bedenim ve var olan aklımla,
duygu, düşünce ve eylem bütünlüğüne odaklanıp yapmak istediklerime kısa, orta,
uzun dönemli hayallerim çerçevesinde optimum veya maksimuma ulaşmayı hedeflerim.
Verimli ve mutlu da olmayı tabii ki unutmam. Bir yaşam yolculuğunda kararlar
alıp, yollar çizip, eylemler yaparak çıkan sonuçlar olur. Hayat cevap verir.
Önemli olan yaşam akışında yapmak istediklerimizin ve yaptıklarımızın gerçekten
istediğimiz şeyler olması. O zaman risklere, tehditlere, korkulara daha farklı
bakılıyor. Belki daha matematiksel bakılıyor. Doğa sporları riskli olabilir, bu
bir veridir ama bu veriden yola çıkarak dağcılıktan istesek bile uzak kalmayız,
kalamayız. Dağcılık yapacaksak eğer bu riskli sporun özelliklerini,
tehlikelerini iyi araştırmalı ve çarelerine bakabilecek şekilde hazır
olmalıyız. Fiziksel kondisyonu ile lojistiği, malzemesi ile antrenmanı, ekibi,
rota seçimi, zamanlaması ile değerlendiririz. Ben korkuya hiçbir zaman
odaklanmadım. Hedef ile aramda engeller oldu. Bunlardan bazıları yüksekti,
tehlikeliydi tabii ki. Ancak ben onlardan ziyade yapmam gerekene baktım ve
nasıl yapacağıma baktım. O zaman zaten problemlere, “nasıl çözeceğim?” diye
yaklaşılıyor.
O
zaman siz korkudan korkmaktan ve problemdense, işin yapılabilirliğine bakıp
çözüme odaklanıyorsunuz.
Evet sorunları çözüp yoluma odaklanıyorum.
Biz
gençler, bulunduğumuz formatlı vadi ve platolarımızdan hangi yolları izleyerek
kendi everestlerimize çıkabiliriz?
Kendini tanıyarak... Yaşam yolculuğunda bu çok
önemli değil, en önemli gerekliliktir. Bu, içinde bulunduğumuz her yaşa ve
döneme göre gerçekleşecektir. 8-10 yaşındaki bir çocuğun hatırlamadığı ilk
yılları dışında 6-7 yıllık bir yaşam deneyimi vardır. O kadarcık bir bilgi, deneyim
ve kurgu ile hayatındaki meslek seçimini kurgular. Çocuklar bugün doktor olmak
ister, yarın astronot, bir sonraki gün başka bir şey... Bunda yanlış bir şey de
yok. Önemli olan kişinin içinde bulunduğu koşullarda mümkün olduğu kadar doğru
ve uygun kararlar vermesi, kendisini ne kadar tanıması gerekiyorsa o kadar
tanıması, yaşam ile ilgili kararları da o farkındalık ile alabilmesidir. O yüzden
kendimizi değişik deneyimlerle tanımak yeni yönlerimizin farkına varmak bizi
daha da çok geliştiriyor. Aynı şeyleri yaparak kendimizi tanımayı
geliştiremiyoruz. Rutin, hep aynı özelliklerimizi bize gösterir. Ne zaman ki;
bir seyahate gider, daha önce yapmadığımız bir sporu yapar, farklı insanlarla
ilişki kurar, yeni bir şeyler öğreniriz, iste o zaman daha önce keşfetmediğimiz
birtakım özelliklerimizi de ortaya çıkartabiliriz. Kişinin kendini tanıma
yolculuğu üstüne her şeyi inşa etmek lazım diyebilirim. Kendi farkındalığımızı
geliştirebilecek ve kendimizi tanıtabilecek her türlü fırsata da bu yüzden açık
olmalıyız.
Hepimizin
ciddi zirveleri olan kırgınlık ve kızgınlıklarımıza siz tatlılıkla yaklaşabiliyor
musunuz?
Yapamıyorum elbette. Sonuçta ben de duyguları
olan bir insanim. Her ne kadar duygusal karar almamaya özen göstersem de, sonuçta
zaman zaman eminim ben de o sınırları aşıyorum. Mümkün olduğu kadar akil ve
mantığımla sağduyulu hareket etmeye çalışıyorum. Yakın ilişkilerde bu biraz
daha zorlaşıyor.
Her
ne kadar tanınan, bilinen bir kişiyseniz de, sizi de sonuçta Allah yaratmış ve
sizin de duygularınız var. Duygusal boşluklar da yaşayabilirsiniz.
Hani İngilizler derler ya “Assumptions are
dangerous” diye. Zannetmek tehlikeli bir şey. İnsanın aklı oyun oynayabiliyor
zaman zaman. Duymak istediği, olmak istediği yönde insanı koşullandırabiliyor.
Kendimde de bu hatayı ara sıra fark ettim. Zor bir durum çünkü insanı zanları o
tarafa doğru itebiliyor. Duygular karıştığında bu olabiliyor.
Söylediğinizi
çok iyi anladım. Siz görmek istediğinizi görüyorsunuz ve buna bağlı olarak da
yanlışlar içinde boğulabiliyorsunuz.
İnsanın aklı bazen oyunlar oynayabiliyor.
İnsan aklına çok güvenmemeli. Özellikle duygular karıştığında akıl bile oyun
oynayabiliyor.
Varsa
bizlere günlük, haftalık, yıllık bedensel ve zihinsel idmanlarınızdan bahseder
misiniz lütfen ?
Eskiden çok ağır antrenman yapardık, şimdi
yapmıyorum. Eskiden evdeki basamak aletim ile vücut ağırlığımın üçte ikisi olan
elli kiloluk ağırlık ile idman yapardım. Bebek ve Küçük Bebek yokuşlarını bazı
zamanlar her gün, ikisini birden bisikletle çıkardım. Çok dik yokuşlardır. O
dönemler çok yoğun antrenmanlar yaptım. Tabii K2 gibi zirveler için bazen vücudu
en yetkin haline kadar zorlamak gerekebiliyor. Şimdi o kadar antrenman
yapmıyorum. Dağın en iyi antrenmanı dağda olur. Şehir antrenmanından ziyade
dağa gidip alanda daha sağlam idman yapıyordum.
Bedensellerden
bahsettik ama zihinsel olanlar da var mı? Mesela her gün kitap okumak veya
yazmak veya meditasyon gibi.
Dağlarda iken profesyonel hayatımda bir dolu
rutin vardı. Rahatlama, gevşeme, sakin olma, odaklanma, nefes idmanları gibi
egzersizlerdi. Ben ama bunları planlı programlı yapmadım. Süreç içinde zaten
ben öyle yaşamakta olduğum için vücudumu dinlendiriyor veya düşünmek istediğim
şeyleri düşündürüyordum. Günlük hayatta bugünün Türkiye’sinde ne olduğunu takip
ediyorum. Sosyal medyayı aktif kullanmaya çalışıyorum. Diğer yandan AKUT’un
yapmam gereken bir dolu şeyi var veya röportajlar olsun, makale yazmak olsun birçok
şey oluyor zaten. Okumak istediklerim, araştırdıklarım oluyor. Küçük notlar
alıyorum. Eskiden aslında daha disiplinliydim. Belki Türkiye’nin siyasi
ikliminin etkisi oldu. Belki de yaşımın etkisi vardı. Daha yoğun spor yaparken
okuma yazma ve üretkenlikteki performansım daha iyiydi. Hayattaki bütünlüğün
yaşla beraber biraz gevşediğini söyleyebilirim.
Son
sorumun sizin de hoşunuza gidebileceğini düşündüm. Tanınan Nasuh Mahruki
dışında tanınmayandan da bizimle tutkularınız, arzularınız ile ilgili
paylaşabilecekleriniz var mı? Sizi belki de çok yüzeysel tanıdığımızı
düşünüyorum, yansıtmadıklarınız da var mı?
Pek zannetmiyorum. 47 yaşındayım ve 23-24
yaşımdan beri gazetelerde yer alıyorum. Bilinmeyenim neredeyse kalmadı. Bir de
zaten iç dünyamı da açtığım kitaplar yazdım. Birisi zaten merak ederse internet
de dahil birçok yerde hakkımda bilgi bulabilir. Hepsi biliniyor. Kendimi hep
kamu malı olarak görürüm. Böyle bir kişi var. Marka var. Kendime ait olduğum
gibi kamuya da aitim. Hakkımda yayınlananlardan her türlü alıntı da
yapılabilir. Bu kadar iş başarınca kamuya mal oluyorsunuz. Her türlü alıntı da
o yüzden yapılabilir.
Sosyal
medyadaki tanınmışlığınızdan ötürü bilinen ve içi dışı bir olduğunuz
söylenebilir o zaman?
Evet beni tanıyanlar da tutarlı olduğumu ve
neye, ne zaman, nasıl tepki veya cevap vereceğimi de bilirler. Bir şeye on yıl
önce tepki gösteriyorsam bugün de tepki gösteririm. Öğrenmeyle, eğitimle,
törpülenmeyle, yanlışlardan arınmayla elbette ben de böyle bir süreç içerisindeyim.
Her gün, her an, herkes gibi yanlışlardan uzaklaşmaya elbette özen gösteriyorum
ama genel anlamda tutarlılığım da devam ediyor.

Hiç yorum yok
Yorum Gönder