Writen by
birhabersin
Cuma, Ekim 23, 2015
-
0
Comments
Uzman Psikolog, Hukukçu ve
Sosyolog Gani Eser son zamanlarda yaşanan şiddet olayları çerçevesinde
toplumsal şiddetin nedenleri hakkındaki görüşlerini açıkladı.
Toplumsal Şiddetin Analizi
Mantığından çok duygularıyla
hareket eden bir toplumda yaşıyoruz. Takım tutar gibi siyasi parti tutuyor,
liderleri ilahlaştırıyor ve eleştirilere tahammül edemiyoruz. Parti
programlarını okumak yerine politikacıların vaatlerine inanıp oy vermeye
gidiyoruz. Medyanın pompaladığı her habere inanıp ona göre tavır belirliyor, bizim
gibi düşünmeyen herkesi düşman ilan ediyoruz.
Demokrasi insanoğlunun
bulduğu en iyi yönetim biçimidir. Farklı görüşlere saygı ve tahammül gerektiren
bu rejimle yönetildiğimiz, diktatörlük gibi bir sistemde olmadığımız için çok
şanslıyız. Darbelerle kesintiye uğrayan demokrasimiz cumhuriyetin ilanı ile
aynı yaşta olsa da demokrasi kültürünün henüz tam olarak olgunlaştığını
söylemek pek mümkün değil.
Günlük yaşamda, birebir
ilişkilerimizde kullanmadığımız empatiyi, bir topluluğa ait olma ihtiyacımızı gidermek
için tuttuğumuz takımın ya da görüşlerini beğendiğimiz siyasi partinin bir
üyesi olduğumuz zaman kullanmamızı beklemek hayalcilik olur.
Karşımızdakinin görüşlerini
anlamaya çalışmak, olaylara onun penceresinden bakmaya çalışmak eğitim ve
kültüre verdiğimiz önemle bağlantılı olduğu ve ne yazık ki bu konuda ulus
olarak sınıfta kaldığımız için bir temenni olmaktan öteye geçemiyor.
Uzun süreli ve sistemli
uygulanan politikalarla uyuşan, tepki göstermeyen, eğitimsiz, kültürel
değerlerinin içi boşaltılmış toplumlar kendilerinin yerine karar veren biri
arar ve karizmatik liderin ortaya çıkmasıyla da sorgulamadan onun peşine
takılırlar. Ortadoğu’daki ülkeleri ve yönetim biçimlerini düşündüğümüzde bu
görüşün doğruluğunu da anlamış oluruz.
Biz cumhuriyetin
kazanımlarıyla; hoşgörünün, anlayışın, birlik ve beraberliğin hâkim olduğu bir
toplumken, bugün ne yazık kicinsiyet ayrımcılığı, ırkçılık, mezhepçilik gibi
ayrıştırıcı, bölücü bir anlayışın egemen hale geldiği bir ülke haline geldik.
Gidişatımızın iyi olmadığının farkında bile değiliz belki de. İnsanlar
öldürülürken alkışlayan, bundan haz alan insanlarla aynı havayı teneffüs
ediyoruz.
Bu toplum dünyanın hiçbir
yerinde olmadığı kadar farklı renklerin birleşiminden oluşuyor. Ait olduğumuz
kültür, kendimize yakın hissettiğimiz siyasi görüş, ırkımız, cinsel kimliğimiz
bizi körleştirip farklı olanlara karşı nefret duygusu yaratıyorsa durup
düşünmenin zamanı çoktan gelmiştir.
Hoşgörü ve empatinin yeniden
hâkim olması ve farklı düşüncelere sahip bireylerin kardeşçe yaşayabilmesi için
her vatandaşımıza büyük görevler düşüyor. Gemi su almaya başladı. Ya el birliği
ile suları boşaltıp, hasarı onaracağız ya da birlikte batacağız.
Önce eşimize, çocuklarımıza
sonra komşularımıza, iş arkadaşlarımıza saygı ve anlayışla yaklaşabilirsek,
onları dinleyip anlamaya çalışabilirsek hoşgörü ve empatitoplumsal kurtuluşumuz
olacak; bizi birbirimize kenetleyen değerleri yeniden hatırlayabileceğiz.
Yıllardır politikacılardan
beklediğimiz bu yapıcı tutum tam tersine ayrıştırıcı bir hale gelmişse, artık
birey olarak müdahale etmek ve kendimizden, ailemizden, yakın çevremizden
başlayarak hoşgörü dalgasının tüm topluma yayılmasını sağlamaktan başka şansımız
yok. Çünkü başka Türkiye yok..


Hiç yorum yok
Yorum Gönder