Writen by
birhabersin
Cuma, Şubat 06, 2015
-
0
Comments
Musa Eskenazi 1855 yılında Manisa'da doğdu. Ailenin dördüncü çocuğuydu. Salamon ve Jak adında iki erkek, Sultana adında da bir kız kardeşi vardı. Manisa'da tütün sanayiinde kısa bir süre çalıştı ve bu alanda biraz deneyim kazandı. 14 yaşındayken ağır bir hastalık geçirdiğinden Manisa'da hastaneye kaldırıldı ve tedavi gördü. Musa Eskenazi 1870 yılında 15 yaşında iken kardeşi Salamon ile birlikte yalınayak ve cebinde sadece iki mecidiyeyle Manisa'dan ayrıldı. Sığır taşıyan bir gemi ile İskenderiye'ye gitti, İskenderiye'de limanda gemilere yük aktarma ve boşaltma işlerinde çalıştı. Garafollo adında, tütün ticareti ve sigara imalatı yapan zengin bir Yunanlı, Musa'ya yakınlık duydu ve onun hamiliğini üstlendi. Onu evine aldı ve kendi oğlu ölmüş olduğundan ona öz oğlu gibi davrandı. Garafollo Musa'ya adabı muaşeret ve toplum içinde nasıl davranılacağını öğretti. Musa otuz yaşına kadar onun yanında kaldı, tütün ticaretini ve sigara imalatını iyice öğrendi. Bir gün Garafollo Musa'ya "Artık Amerika'ya gitme zamanın geldi, zira orası fırsatlar ülkesidir" dedi. Bunun üzerine Musa, Garafollo'nun kendisine verdiği 25.000 dolar ödünç parayla, Amerika'ya göç etti.
Musa Eskenazi Amerika'ya göç ettiğinde Moris Şinasi adını aldı.1893 yılında patentini aldığı sigara sarma makinesi ve makinede sarılmış bir paket sigarayla Uluslararası Şikago Fuarı'na katıldı. O günlerde herkes tütününü elde sarıp kendi sigarasını yaptığından Moris'in patentini aldığı sigara sarma makinesi, devrim yaratan bir yenilikti. Fuardan sonra Moris Şinasi, New York'a döndü ve kardeşi Salamon'u yanına getirtti, İskenderiye’den ayrılırken Garafollo'dan ödünç aldığı parayı da kendisine iade etti. Şinasi kardeşler 1893 yılında, Broadway ve 120. Sokak'ın kesiştiği yerde küçük bir sigara fabrikası kurdular, işçilerini de Manisa'dan getirttiler. Şirketin adı Schinasi Brothers Company (Şinasi Biraderler Şirketi) idi. iki kardeş bu fabrikada Osmanlı Devleti'nden tütün ithal edip hazır sigara üretmeye başladı. Bu sigaralar seyyar satıcılar tarafından satışa sunuluyordu. Sigara kâğıdı ise Mısır'dan ithal ediliyorduÜretilen sigaranın markası Egyptian Prettiest (En Güzel Mısırlı) idi ve yirmi sigaralık bir paket 0,35 dolara satılıyordu. Bu o dönem için pahalı bir fiyattı. Başta fabrikada yaklaşık iki yüz Manisalı Yahudi işçi çalışıyordu. İşçiler haftada altı gün çalışıyorlardı.
Bu çalışma koşulları Amerika'da yayımlanan ve Sefarad Yahudilerine hitap eden La America gazetesi tarafından eleştirildi. Gazete Şinasi kardeşlerden işçileri sadece beş gün çalıştırmalarını istedi. Şinasi kardeşler hemşerileri olan Sefarad Yahudilerine yardımda bulunmak amacıyla özellikle Sefarad Yahudisi olan işçileri istihdam ettiklerini beyan ederek kendilerini savundular. Ancak birçok kişi Şinasi kardeşleri işçileri düşük ücretle çalıştırıp sömürmekle suçladı. Fabrikada Yunanistan'dan göç etmiş Yahudi kadınlar da çalıştı. Şinasi Biraderler Şirketi, bir diğer sigara şirketinin de doğmasına neden oldu. Sam Benaderet adında Türkiyeli bir Yahudi Şinasi Biraderler'de ustabaşı olarak çalışmıştı. Sam Benaderet daha sonra 1915 yılında San Fransisco'ya yerleşti ve kendi sigara fabrikasını kurdu. Bu fabrika 1980 yılının Mart ayına kadar faal durumdaydı.
Musa ve Salamon kardeşler çok kısa sürede büyük bir ticari başarıya ulaşıp beş ila altı yıl zarfında milyoner olmuşlardı. Sultan II. Abdülhamit Amerika'ya Türk tütünü ithal ettiği için Hicri 1324 yılının Rebi-ül-evvel ayında (miladi olarak 1906 yılının Nisan ayı sonu-Mayıs ayı ortası) Moris Şinasi'yi dördüncü dereceden Mecidiye nişanıyla taltif etti. Moris Şinasi daha sonra ittihat ve Terakki Cemiyeti’ne de üye oldu. Moris Şinasi Amerika'da yedi yıl bekar yaşadıktan sonra evlenmeye karar verdi. O zaman elli yaşındaydı ve çapkınlık yılları artık geride kalmıştı, iş için Selanik'e gittiğinde arkadaşı Jozef Ben Rubi'den kendisine uygun bir eş bulması için yardım etmesini rica etti. Jozef Ben Rufai'nin evinde otururken onun 16 yaşında ve halen okulda okumakta olan torununun fotoğrafını gördü. Bunun üzerine Moris arkadaşına "çok güzel bir kız, benimle evlenmek ister mi?" diye sordu. Jozef Ben Rubi bu soruya gülerek şu cevabı verdi: "Musa sen yaşlı bir adamsın. Laurette ise
küçük bir kız." Ancak Moris Şinasi bu cevap karşısında ısrar etti: "Okuldan eve geldiğinde kendisine sorar mısın?"
Laurette Ben Rubi okuldan eve döndüğünde Moris Şinasi ile karşılaşır karşılaşmaz ona ilk bakışta aşık oldu. Moris Şinasi çok zengin ve çok önemli bir insan olduğundan Laurette, Moris'in evlenme teklifine "evet" cevabını verdi. Moris ve Laurette 1903 yılında Selanik'te evlenip birlikte New York'a gittiler. Moris karısı İçin New York'ta Riverside Drive 351 numarada İtalya’dan ithal ettiği mermerlerle büyük bir malikâne inşa etti. Bu evde 4 Ağustos 1907 tarihinde Altina adında ilk kızı, daha sonra da Victoria ve Juliette adlarında iki kızı daha dünyaya geldi. New York'taki 35 odalı malikânenin birçok odası Türk üslûbunda döşetilmiş, banyosu da Türk hamamı tarzında kurnalı olarak inşa edilmişti. Evin bekçiliğini Cako adında Anadolu'dan Amerika'ya göç etmiş bir Yahudi üstlenmişti. Moris Şinasi Amerika'da yaşarken evde piyano olmasına rağmen gramofonda Türk musikisine ait taş plakları dinlerdi. Moris’in kardeşi Salamon Şinasi de aynı bölgede ayrı bir malikâne satın aldığından iki kardeş birbirlerine yakın olarak yaşamaya devam ettiler. Şinasi kardeşlerin Osmanlı Devleti ile olan mükemmel ilişkileri ve tütünü de Osmanlı Devleti'nde ithal etmeleri nedeniyle Sultan, Salamon Şinasi'nin oğlu Leon'a dönemin Washington sefiri Mehmet Ali Bey vasıtasıyla safkan bir Arap damızlık atı hediye etti.
Moris Şinasi Amerika'ya göç edip sıkıntıya düşmüş Türklere de yardım etti. Bunun bir kanıtı bu yüzyılın başında Amerika'ya göç eden ve iş bulamadığı için çok sıkıntılı anlar geçiren İstanbullu bir şofördür. Hamdi adındaki bu şoför New York'ta zor aylar geçirdikten sonra Musa Şinasi'nin yanında memur olarak çalışır ve bunu da şöyle anlatır:
"Bu sıkıntılı, üzücü ve ezici yaşayış tütün tüccarı Eskenazi Efendi'nin yanına şoför olarak girinceye kadar devam etti. Bu Eskenazi Efendi'yi siz de tanırsınız. Ölürken Manisa'da hastane yaptırılmak üzere para bırakan zengin vatandaşımız. Eskenazi Efendi çok iyi, çok hayırperver bir adamdı. Yanında altı ay çalıştım.
Altı ay sonra Türkiye'de hürriyet ilan edildiğini duyduk. New York'taki konsolosumuz Münir Bey'in teşebbüsü ile bu şehirde bulunan Türkler büyük bir miting yaptık. Vatan hepimizin gözünde tütüyordu, İstanbul’a dönmeye karar verdim. Kararımı Eskenazi Efendi'ye söyledim. Bana bilet parası, üstelik bir hayli de bahşiş verdi."
Şinasi kardeşler Sefarad Yahudilerinin kurdukları derneklerde de faaldiler. Çoğunluğu Anadolu'dan göç etmiş olan Yahudilerin üye olduğu 1899 yılında kurulan Union and Peace Society (Dayanışma ve Barış Cemiyeti)'ne üye idiler.19 Moris Şinasi 1914 yılında Doğu Yahudileri Federasyonu'nun onursal başkanlığına da seçildi.
1916 yılında Tobacco Products Company (Tütün Ürünleri Şirketi), Şinasi Biraderler Şirketi'ni üç buçuk milyon dolar nakit ile satın aldı. Bu paraya Şinasi Biraderler'in Amerika ve Avrupa depolarında bulunan 1.300.000 dolar değerinde Türk tütünü stokları da dahildi. Fabrika satıldığında yıllık kapasitesi İki yüz elli milyon sigara idi.21 Şirket satıldıktan sonra Salamon Şinasi'nin oğlu Leon Şinasi şirketin başkanlığına getirildi.
Moris Şinasi'nin milyonerliğe uzanan yaşam öyküsü değişik kişiler tarafından değişik zamanlarda değişik şekillerde anlatılmıştır. Peyami Safa Musa Şinasi'den şöyle bahseder: "Manisa'da bir hastane yapılması için dört yüz bin lira vakfederek ölen Moiz Eskenazi, gençliğinde meteliksiz bir adammış İzmir ve Manisa hahamhanelerinde iş aramış, fakat okuması yazması olmadığı için bulamamış. Sonra İzmir’den Mısır'a gider, pek nafile bir sermaye ile ufak bir tütüncü dükkânı açar Mısır'dan da Amerika'ya geçer ve nihayet... milyoner olur.
Fakat Amerika'daki zengin dostları, niçin mektupları ile telgraflarını daima kâtiplerine okuttuğunu ona sorarlar. "Pek öyle okumam yazmam yoktur!" cevabını verir ve hayatını anlatır.
'Garip şey!' derler, 'okuma yazma bilmediğiniz halde milyoner oldunuz, ya bilseydiniz ne olacaktınız?'
'Ne mi olacaktım? Gayet basit: hahamhanede kâtip!'
Bir başka kaynağın anlatımı ise şu şekildedir:
"Bir zaman Manisa'dan bir grup yaptıracakları hastanenin parasını tedarik edebilmek için Amerika'da bulunan zengin hemşerileri Moris Şinasi'nin yanma giderler. Tesis edecekleri çocuk hastanesinden bahsedip yardım talep ederler. Moris Şinasi kendilerine bir çek uzatır ve "Ne kadar istiyorsanız yazınız" der. Onlar da "efendim, siz yazınız" derler. Der ki, "Ben, okuma yazma bilmem ki!" Onlar "ya bir de okumanız yazmanız olsaydı, kim bilir neler olurdunuz!" derler. O ise, "Eğer okumam yazmam olsaydı kiliseye bekçi olurdum. Aslında gittim, müracaat ettim fakat bana, senin okuman yazman yok diyerek, bekçilik vermediler. Ben de gemiye atlayıp Amerika'ya geldim ve gördüğünüz gibi büyük bir zengin oldum," der."
En nihayet bir Yahudi kaynağı bu hikâyeyi daha değişik bir şekilde anlatır:
"Bundan yıllar önce Manisa'da kalabalık bir cemaat yaşarmış. Böyle bir cemaatin kendine özgü bir mezarlığı olması ise çok doğal, işte Manisa'daki Musevi mezarlığında Moris Şinasi adlı biri bekçilik yaparmış.
Günlerden bir gün oldukça varlıklı bir adam elinde aradığı mezarın kaydı yazılı bir kâğıtla bekçi Moris'e danışır. Fakat bizim Moris okuma yazma bilmemektedir. Üzülerek yardımcı olamaz.
'Okuma yazma bilmeyen bir zatı nasıl mezarlık bekçisi yaparsınız?' şeklinde cemaat yetkililerine şikâyette bulunan bu varlıklı kişi Moris'in işine son verilmesine neden olur.
Zavallı Moris, Manisa sokaklarında aylak aylak dolaşmaktadır. Kimsesiz Moris'in Manisa'da yaşantısını sürdürmesi artık mümkün değildir. Moris tam umudunu yitirmek üzereydi ki, kahvede otururken yanına yaklaşan biri: 'Bak Moris, duyduğuma göre son günlerde İzmir’den kalkan şileplerle Amerika'ya ulaşanlar oldukça fazlaymış.
Bu söz Moris'e yetmiştir. Ertesi gün sırtında Manisa'nın mis gibi kokan tütününü doldurduğu bir torba ile Amerika'ya yol alan bir şilebin içindedir bile.
Moris tütün dolu torbayı niye yanma almıştır? Zannederim, fazla bir şey bildiğinden değil. Satın alabileceği veya götürebileceği hiçbir eşya olmadığından herhalde.
Her neyse, Moris caddelerde yürürken tütün saran kişiler görünce getirdiği torbanın ne kadar doğru bir seçim olduğunu anlar. Artık o da New York caddelerinde tütün sarmaktadır.
Bunun üzerine bir yolunu bulup da Manisa'ya ona tütün göndermeleri için haber salar. Aradan geçen zaman zarfında Moris'in tütünleri herkes tarafından beğenilmektedir.
Ve aradan geçen çok uzun zaman zarfında Moris Eskenazi Amerika'nın tütün kralı olagelmiştir. Ancak onun bir minnet borcu vardır. Doğduğu büyüdüğü şehir olan Manisa'ya bir hastane yaptıracaktır."
Moris Şinasi 1929 yılının Eylül ayında öldü. Cenazesi 6 Ekim 1929 tarihinde kaldırıldı. Öldüğünde servetinin on milyon doların üstünde olduğu tahmin ediliyordu. Musa Şinasi 14 yaşında iken geçirdiği hastalıktan kurtarıldığı Manisa'ya bir hastane kurulması amacıyla servetinin bir milyon dolarlık kısmını bu şehirde kendi adını taşıyan bir hastane kurulması için bağışlar. Moris Şinasi Amerika'daki Kadınlar Hastanesi, Lying-İn Hastanesi, St.Lukes, Sydenham, Presbyterian ve çocuk hastanelerinin her birine de üç yüz biner dolar bağışta bulunulmasını vasiyet eder.


.jpg)





Hiç yorum yok
Yorum Gönder