Writen by
birhabersin
Çarşamba, Şubat 25, 2015
-
0
Comments
Kooperatifin tüm üyeleri için tek ücret olan ayda 15 euro’ya kendilerinin inşa ettikleri evler, komünal politikaları tayin etmek üzere genel kurullar: 2770 kişinin oturduğu küçük bir Endülüs köyü olan Marinaleda, vatandaşlarını kararların içine yerleştiren politik, sosyal ve ekonomik bir sistemi sürdürmeye çalışıyor.
Marinaleda ve Ütopya
Marinaleda, İspanya'nın güneybatı köşesinde bulunan özerk bölge Endülüs'ün, Sevilla iline bağlı bulunan belediyesi. Belediye kendini sosyal demokrat kooperatif bir yapı olarak tanımlamaktadır. Ancak kasaba içerisindeki hayat birçokları tarafından kollektivist ekonomisi dolayısıyla komünist olarak tanımlanmaktadır. 25 km2'lik bir alanı kaplayan belediyenin 2008 yılındaki sayıma göre nüfusu, 2,708'dir.
Marinaleda ‘nın öyküsü 1980 ‘lere uzanıyor. O dönemde bütün köy toprakları Madrid ‘li bir zengine aittir. Köylülerin tamamı, bu tarlalarda cüzi rakamlara çalışarak hayatlarını sürdürürler ve bütün işleri yapmalarına rağmen istedikleri hayatı yaşayamazlar. Eski barakalarda, zor şartlarda yaşamaya mahkum edilen halk, bir çıkış yolu arar. Arayışları Franco faşist rejiminin yıkılması sonrasında küçük bir ışığa doğru yönelir. Rejim yıkılması sonrası yapılan ilk serbest seçimi, köyde kurulan Kollektif İşçi Birliği; Endülüs Cephesi kazanır. Bu seçim köy için bir dönüm noktası haline gelir. Köylüler, John Steinbeck ‘in “Gazap Üzümleri” adlı romanından esinlenmişcesine ” Tarlalarda kim çalışıyorsa, tarlalar onundur. ” diyerek örgütlenirler ve protestolara başlarlar. Protestoların amacı köydeki bütün toprakların kamulaştırılışması içindir. Bu tepkinin başını çeken kişi ise eski öğretmen Juan Manuel Sánchez Gordillo vardır. Gordillo ve yandaşları, yıllarca süren mücadeleler sonucunda isteklerine kavuşmuş ve 1991 yılında 1250 hektarlık alan Madrid ‘li zenginden alınmış sonrada köyde kurulan kooperatife devredilerek köylülerin hizmetine sunulmuştur.
Juan Manuel Sanchez Gordillo kimdir?
“İspanyol yoksul köylüleriyle özdeşleşmiş biridir. İspanya’nın Endülüs Bölgesi’nde 2700 nüfuslu küçük Marinaleda kasabasında yerel aristokratların kullanılmayan topraklarının işgali ve köylüye dağıtılmasıyla duyurdu adını. 1979’da Marinale'dalı çiftlik işçileri, örgütleri olan birleşik işçiler kolektifinin belediye başkan adayı yaptılar. Yıllarca çiftlik işgalleri, hükümet binalarının kuşatılması ve açlık grevleri gibi eylemler yaptılar iş ve toprak talebiyle 1991’de somut bir sonuç aldılar. Bölgesel hükümet, kasabanın 12 km. kuzeyindeki toprakları Marinaledalılara kiraladı. Başkan Gordillo yedi kez tutuklandı, iki suikast girişiminden kurtuldu. 1979’dan beri Marinaleda belediye başkanı.
Marinaleda’da polis yok!
Özel mülkiyetin olmadığı, üretenlerin üretim araçlarını kontrol ettiği, üretimden elde edilen gelirin eşit bir şekilde çalışanlar arasında dağıtıldığı, ev kiralarının 15 avro olduğu ve havuz, yaşlılar evi, kreşler, temizlik, eğitim vb. şeylerin ya bedeva ya da çok cuzi olduğu bir yerde, suçun olmamasını, Marinaledalılar çok doğal karşılıyor. Gloria’nın dediği gibi, ” İnsanlar, kendilerine ait olan şeyleri niye çalsınlar, niye zarar versinler ki? ” Üstelik polisin olmaması, her sene 350 000 avro tasarruf yapmalarını ve bu paraları başta eğitim olmak üzere Komün’ün değişik ihtiyaçlarına harcamalarına yaramış.
“Konut sorununu belediye halkla birlikte çözüyor”
Öncelikle şunu belirtelim: Marinaleda’da, kiralar ayda 15 avro civarında. İspanya genelinde ortalama kiraların 300 avro olduğunu düşünürsek, Marinaledalıların nerdeyse bedeva oturduğunu söyleye biliriz. Her Marinaledalı yurttaşın ev sahibi olma hakı var, ama bir bekleme listesi var ve öncelik çocuklu ailelere ve çiftlere (evli veya değil) veriliyor. Belediye, ev yapımında bilgisi olmayanlar için bazı formasyonlar düzenliyor. Bütün malzeme ve araç-gereci belediye sağlıyor, bu işten anlayanlarda birlikte, evler imece usulü inşa ediliyor. Şimdiden üç yüz evin yapıldığı Marinaleda’da, aile fertleri ev sahipleridir ve evi kendinden sonrakilere devr edebiliyorlar, ama evi satma hakları yok. Taşınıp gitmeleri durumunda ise ev Kömün’ün malı oluyor.
Sonuç olarak, Marineladalılar, bir yandan devrimin sadece iktidarı almak anlamına gelmediğini, halkın kendi ihtiyaçlarına göre üretebileceğini, ürettiklerini eşit bir şekilde bölüşebileceklerini, doğrudan ve katılımcı bir demokrasi ile insanların yaşadıkları şehiri yönetebieceklerinin en güzel örneği. Kısacası, Marinaleda deneyimi, hem anti-kapitalist belediyeciliğin mümkün olduğunu, hem de 21. yy. sosyalizminin nasıl olabileceğiyle ilgili çok önemli ipuçları barındırıyor içinde. Bu önemli tecrübeden yararlanmak, analiz etmek ve Türkiye’nin özgün koşullarını göz önüne alarak, anti-kapitalist bir belediyeciliği adım adım inşa etmek bizim elimizde. Ama bunu yapmak için, öncelikle böyle bir perspektive sahip olmamız gerekir. Yerel seçimleri red etmek yerine, öz-yönetime, doğrudan ve katılımcı demokrasiye dayanan anti-kapitalist bir yerel yönetim stratejisi geliştirilir, yukarıdan ve aşağıdan geliştirilen ve birbirlerini diyalektik bir şekilde tamamlayan mücadele yöntemleriyle sosyalist bir belediyecilik inşa edile bilinir. Böyle bir modelin, tıpkı Marinaleda’da olduğu gibi, ekonomik, politik ve toplumsal demokrasiyi birbirinden ayırmadan ve genel mücadeleden kopmadan yapmanın olanakları Türkiye’de fazlasıyla mevcut.
Toprak, toprağı işleyenindir!
Endülüs Bölgesi, İspanya’nın işsizlik ve yoksulluk oranının en yüksek olduğu bölgelerin başında geliyor. Yedi yüzyıl İslam egemenliği altında kalan bölgede, ciddi bir anarşist geleneğin de izlerine rastlamak mümkün. Bölge aynı zamanda toprak aristokrasisin çok güçlü olduğu ve binlerce gündelikçi tarım işçisinin çok ucuz ve zor koşullarda çalıştırıldığı bir yer. İşte bu düklerden biri de İspanya Kralı Carlos’un yakın dostlarından biri olan ve binlerce hektarlık toprağın sahibi olan İnfantando düküne çalışan Marinaledalılar, düke ait 1 200 hektarlık alanı işgal ederler ve böylece yıllarca süren bir mücadele de başlamış olur. Marinaledalılar, mücadele ile elde ettikleri toprakları ekmeye başlarlar. Eskiden düke ait olan topraklar artık herkesindi. Kendi topraklarında kendileri için çalışmaya başlayan halk, artık ne düke ne de başka birine çalışma ihtiyacı duymuyor, iş bulmak için farklı bölgelere ve hatta ülkelere göç etmek zorunda kalmıyordu. En önemlisi de, Marinaledalılar, o zamana kadar ki üretim şeklini, yani kapitalist üretim şeklini ve özel mülkiyeti ortadan kaldırarak, başta toprak olmak üzere, üretim araçlarını kollektifleştiriyor, denetimini da çalışanlara veriyordu. Belediye Başkanı Gordillo onları toprak işgalleri yapmaya iten sebepleri şöyle açıklıyor:
“Kendi kendimize işsizliğe nasıl çareler bulacağımıza dair sorular soruyorduk. Toprağa ihtiyacımız vardı. Toprak kimin elinde? Infantado Dükünün. 17 000 hektarlık toprak dükün elinde bulunuyordu. Ve onun topraklarını işgal etmeye basladık. Hem de yüzlerce defa. Genel grevler ve açlık grevleri yaptık, yolları bloke ettik, Malaga ve Sevilya havayollarının uçak pistlerini işgal ettik…Senelerce süren mücadeleler sonucu, 1991′de,1200 hektar toprağı almayı başardık ve bu topraklarda şimdi sayısı sekiz olan kooperatifler kurduk”.
Kooperatifler ve öz-yönetim ilkesi
Topraklar işgal edildikten sonra, toprağın kendi başına bir anlam ifade etmediğini anlayan Marinaledalılar, bölgenin ziraii yapısını göz önünde bulundurarak kooperatifler kurmaya başlıyorlar.
“Toprak sahibi olmayı başarmak büyük rahatlama yarattı, ama hemen farkına vardık ki, üzerinde çalıştığımız toprak, sadece toprak, işsizliğe bir çare değildi. Böylece, bölgemizde yetişen : biber, artişo, zeytin ve zeytin yağı üretimini sağlayacak bir saniyi kurduk”
Kapitalist şirketlerde veya düklere ait topraklarda çalışmış ama daha sonra işsiz kalmış Marinaledalılar, bir yandan ütopyalarını kurmak için mücadele verirken, diğer yandan da, bu ütopyalarının, karşı oldukları sisteme benzememesi için kafa yormuşlar. Kapitalist işletmelerin tersine, kurulan kooperatifler onların denetimindeydi. Öz-yönetim ilkesine göre hareket ediyorlardı ve herkese aynı ücret ödeniyordu. İhtisaslaşma var, iş örgütlenmesinde hiyerarşi var, ama kooperatiflerle ilgili kararlar hep birlikte alınıyor, statüsü ne olursa olsun, herkes altıbuçuk saat çalışıyor (Cumartesi dahil) ve aynı ücreti alıyor. Kapitalist işletmelerde, işçilerin sırtından kazanılan artı-değer patronun cebine giderken, Marinaleda da, yeni iş alanlarının yaratılmasına ve şehrin altyapısının geliştirimesi için harcanıyor.
Marinaleda ‘nın ilginç yanlarından birisi de, köyün girişinde ”Ütopyaya hoşgeldiniz” ya da sokakların herhangi bir duvarında ”Başka bir dünya mümkün” benzeri sloganların yer alması. Aslında anlatılacak pek bir şeyde yok taban ekonomisi sayesinde refaha kavuşan bir köy işte.

.jpg)



Hiç yorum yok
Yorum Gönder